Denemeler Rotating Header Image

Kitap Kritik

BİRAZ DA KİTAP / LİYAKAT

“Liyakat, bir kişinin kendisine iş verilirken güven duyulmasını sağlayan kalitesi ve o işe layık olması anlamına geliyor” şeklinde bir giriş yapmış Candaş Tolga Işık “Liyakat” kitabının önsözünde. 117 sayfalık kitabı yaklaşık 25 sayfa kadar görsellerle ilginç hale gelmiş. Bu haliyle adeta çerez kıvamında bulduğum kitabı bitirmek için birkaç saat yetti bana.

Hepimiz günlük hayatta liyakat ya da liyakatsizlik hakkında çok şey söyler dururuz. En dar tanımı ile layık olmayan birinin çeşitli usullerle layık olanın yerine bir işe ya da makama oturması olarak canlanır zihnimizde bu durum. Bu haliyle sanki iki kişiyi ilgilendiren bu durumu Candaş Tolga Işık kitabında 20’den fazla başlık altında daha etraflıca incelemiş ve ne yazık ki endişelerimizin biraz daha artmasına neden olmuştur. Geniş anlamı ile liyakatsizliğin kurumların içinin boşaltılması sonucunu doğurduğu tespitine varmaktadır yazar. İçinin boşaltılması kavramının da yolsuzluk, hortumculuk, vurgunculuk ve daha öte kurumların ehil ellere teslim edilmeyerek değersizleştirilmesi ve itibarsızlaştırılması tehlikesine dikkat çekilmektedir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / TEKİRDAĞ HALKEVLERİ VE HALKODALARI

80 li yılların başında Tekirdağ ilinde İlköğretim Müfettişliği görevini yaptığım yıllarda tanımıştım Yavuz Yalçın’ı. O seneki teftiş bölgem olan Malkara İlçesinde İlköğretim Müdürü olarak görev yapıyordu. Daha sonraki yıllarda Yavuz Bey İlköğretim Müfettişliğine geçince İstanbul’da yolumuz tekrar kesişti ve dostluğumuz daha da ilerledi kendisi ile. Dürüst ve samimi kişiliği, ilkeli duruşu, çalışkan karakter yapısı ile çok özel bir yeri olmuştur benim dünyamda. Emekli olunca boş durmadığını, toplumsal duyarlılığı istikametinde çalışmalar yaptığı haberlerini alıyordum hep. Yazımda bahsedeceğim “Tekirdağ Halkevleri ve Halkodaları” kitabı Yavuz Yalçın’ın uzun zaman harcayarak ve sabırla çalışarak ortaya çıkardığı bir eser.

Cumhuriyetin toplumsal ve kültürel aydınlanma hareketinin en önemli kurumlarından biri köy enstitüleri ise diğerini de Halkevleri ve halkodaları olarak tanımlayabiliriz. Birisi örgün eğitim içinde diğeri yetişkin ve yaygın eğitim alanında belli dönemlerde işlevlerini sürdürmüşlerdir. Köy Enstitüleri ile ilgili olarak yapılan birçok çalışma ve etkinlikler sayesinde toplumda bu konuda bir farkındalık yaratılmış olmasına rağmen Halkevleri ile ilgili çok az şey bilinmektedir. Yavuz Yalçın bu kurumların kendi coğrafyasındaki kuruluş ve çalışmalarını bu kitapta mercek altına almış binlerce belge ve fotoğraf incelemiş (Bu belgelerden 99u ve fotoğraflardan 47 tanesini kitabına almıştır) tarihin bir döneminde bu kurumlar ile ilgili yapılanları ve yaşananları gün yüzüne çıkarmıştır.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / BENİMLE OYNAR MISIN BABA?

Benimle Oynar mısın Baba?” adlı kitap Pedagog Ali Çankırılı tarafından yazılmış. Kitabın girişinde çocuğun hayatında oyunun yeri ile ilgili açıklamalar yer alıyor. Ayrıca oyun ve oyuncaklar konusunda babalara bir dizi tavsiyelerde bulunmuş yazar. Belki birçok baba ve eğitimcinin bildiği ama hatırlayınca kendini mutlu edeceği bu satırlardan bazı alıntılar yaparak giriş yapmanın uygun olacağını düşündüm.

“Bazen yetişkinler tarafından boşa geçen zaman olarak görülse bile, oyun, çocuğun kendini, duygularını ifade edebildiği, yeteneklerini geliştirebildiği, hayal gücünü kullandığı bir etkinliktir. Oyun aynı zamanda çocuğa araştırma, gözlem yapma, keşfetme, yeni beceriler geliştirme ve başarısızlık endişesi duymadan istediği kadar deneme yapma fırsatı verir. Ayrıca çocuk arkadaşları ile oyun oynayarak; paylaşmayı yardımlaşmayı, iş birliği yapmayı, sırasını beklemeyi, sorumluluk almayı kurallara uymayı, başkalarının hakkına saygı duymayı ve kendi hakkını korumayı öğrenir. Oyun esnasında bazen lider, bazen yönetilen, bazen de dışlanan olabilir. Oyun, çocuğa zor durumlarla baş etmeyi öğretir. Çocuk oyun oynayarak hayatı öğrenir… Teknolojik oyunlar çocuklarda bağımlılık yapmaktadır. Teknolojik bağımlılık çocuklarda zihin geriliği dahil birçok riski beraberinde getirmekte, öğrenme güçlüğü, fiziksel ve davranış bozuklukları gibi birçok konuda çocukları tehdit etmektedir…”

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / LÜGAT 365 (BAZI KELİMELER ÇOK GÜZEL)

Bu yazımda size tanıtımını yapacağım eser Banu Ertuğrul ve Onur Ertuğrul™un ürünü. Buna tam olarak kitap denebilir mi bilemiyorum. Hikâye, roman, şiir, deneme gibi sınıflandırdığımız türlere hiç benzemiyor. Bu esere bir derleme, bir proje ya da tasarım demek belki daha uygun olacaktır. Kendileri eserin önsözünde “Hissikablelvuku” sözcüğünden yola çıkarak bu tasarımı gerçekleştirdiklerini ifade etmektedirler. Bir yıl boyunca çoğunlukla Farsça ve Arapça kökenli, bugün için birçoğu unutulmaya yüz tutmaya başlamış, kelime oyunu yarışmasında naftalin kokan şeklinde ipucu verilen bu kelimeler derlenmiş. Sonra bunların ne anlama geldikleri kayda geçirilmiş. Daha sonra kitap şeklinde tasarlanırken sayfanın sol tarafına derlenmiş olan 365 sözcüğün bir veya birkaçı sözlük anlamları ile birlikte yer alması sağlanmış. Hemen o sayfanın simetriği durumundaki sağ tarafa da o kelimenin içine yerleşmiş olan kıymetli yazarlardan alıntılar yerleştirilmiş.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / ÇİN (KÜRESELLEŞME YOLUNDA)

Son on yıl içinde Çin’e 4-5 kez seyahatte bulundum ve her birinde bir aydan fazla süre kaldım. Gezilerimiz sırasında bizi misafir eden ve coğrafyayı en iyi şekilde tanımamızı sağlayan çocuklarımız bu konuda en büyük teşekkürü hak ediyor. Yasak Şehir’i, 7-8 bin kilometre uzunluğundaki Çin Seddini, dev bir Mao posterinin bulunduğu suskun ama çok şey anlatan Tiananmen Meydanını barındıran Pekin’i gördüm. Daha sonra en yüksek kule, en yüksek gökdelenler, en mükemmel metro ağı, şehre 50 km uzaklıktaki hava alanını 7 dakikada alan ve saatteki hızı 400 km’nin üzerindeki hızlı trenli “en”lerin şehri Şangay’ı gördüm. Bana göre Pekin Çin’in tarihi ve geleneksel yüzünü, Şangay da Avrupai ve modernleşen yüzünü temsil ediyordu. Bütün bu gezilerimi bloğumda Pekin günleri ve Şangay günleri adı altında görseller eşliğinde yazılarımla anlattım.

Benim için çok farklı olan bu coğrafyanın arka planını merak ettim hep. 2011 yılı itibariyle dünyanın en kalabalık ve en büyük ikinci ekonomisi, son yirmi yılın ortalama 10.2 ile en hızlı büyüyen ülkesi, dünyanın en büyük ihracatçısı ve enerji tüketicisi. Dünyanın en fazla dışarıdan yatırım alan ülkesi, 3.2 trilyon dolarlık döviz rezervine sahip, dünyanın elinde en çok Amerikan hazine bonosu bulunduran ülkesi. Dünyada en çok milyoner ve milyarder sayısına sahip ülke olduğunu da öğrenince bu ülke ile ilgili birçok şeyi daha fazla merak eder oldum. Ayrıca bu makro rakamları gördükçe kafam daha da karıştı. Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler ile ülkelerin gelişmişlikleri arasında çok yakın bir ilişki olduğu söylenmektedir hep. Oysa biliyoruz ki Çin’de serbestçe herkesin oyunu kullandığı, iktidarların muhalefetin belirlendiği demokrasinin göstergesi olan seçimler yok. Basının medyanın da sınırlı bir özgürlük alanı var. Sovyetler Birliği ile aynı rejimi uygulamalarına rağmen birisinin yıkımına sebep bu durum diğerini şahlandırdı. 1978 Yılından sonra Çin’deki rejimin yaptığı reformların bunda kuşkusuz etkisi var ama yine rejimin ana karakteri değişmiş değil.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / EZBERE YAŞAYANLAR

Tanıtımını yapacağım “Ezbere Yaşayanlar” kitabı aynı zamanda bir akademisyen olan Emrah Safa Gürkan’a ait. Bloğumda daha önce de aynı yazara ait “Bunu Herkes Bilir” kitabını anlatmıştım. O kitap daha çok tarihte yanlış bildiklerimize odaklanmıştı. Daha çok tarihsel bir muhteva içeren kitaplardan farklı olarak “Ezbere Yaşayanlar” kitabında yelpaze biraz daha genişletilerek tarihle birlikte antropoloji, psikoloji, sosyoloji ve felsefe penceresinden bakışlara yer verilmiş diyebiliriz.

Konulara herkesin kafasında oluşabilecek sorulardan hareketle, “Bizim gibi olmayanlara neden tahammül gösterilmiyor? Yabancıdan ve farklıdan neden korkuyoruz? İnsanları niçin konuşma tarzına göre yargılıyor, argo kullananlara ya da aksanlı konuşanlara yukarıdan bakıyoruz? Şu rasyonalite çağında neden hediye alıyoruz ve birbirimize bir şeyler ısmarlıyoruz? Niçin dedikodu yapmaktan ve insanları ayıplamaktan vazgeçmiyoruz? Son elli yılda toplumsal alanda görünürlükleri arttığı ve birçok haklar edindikleri halde kadınlar neden erkeklerden farklı?” satırları ile okuyucunun kafasında ilk kıvılcımı ateşliyor.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / KAYIP TANRILAR ÜLKESİ

Yapı Kredi Yayınlarından çıkan ve Ahmet Ümit’in son eseri olan “Kayıp Tanrılar Ülkesi” ile ilgili paylaşımlarda bulunmak üzere kaleme aldım bu satırları. Ahmet Ümit günümüz yazarlarından beğendiğim ve kitaplarını ilgi ve severek okuduğum yazarlardandır. Okuduğum kitapları arasında hatırladıklarım Sis ve Gece, Bab-ı Esrar, Beyoğlu’nun En Güzel Abisi, Sultanı Öldürmek, Aşk Köpekliktir, Kavim, Kırlangıç Çığlığı ve Elveda Güzel Vatanım’dır. Masaldan hikâyeye, şiirden polisiyeye geniş bir yelpazede ürün veren Ahmet Ümit’in bir çok eseri de başka dillere çevrilmiştir. Ama Ahmet Ümit’i daha çok öne çıkaran ve eserlerinin ağırlık olarak polisiye temalı olduğunu söyleyebiliriz. Bu yönüyle de Türk edebiyatındaki böylesi bir boşluğu başarı ile doldurmuştur. Yani Türkiye’nin Agatha Christie’si diyebiliriz ona.

Çeşitli yazarların romanlarını okurken iki husus benim dikkatimi çekmiştir. Birincisi yazarın Allah vergisi dediğimiz ifade kabiliyeti, duyguları tarif edebilme, olguları tasarlayabilme marifeti, kendine özgü üslubu, okuyucuyu adeta kendine sımsıkı bağlayan derin, sihirli ve gizemli sözcükleri çok güzel bir biçimde harmanlamasıdır. Diğer yön ise kabiliyetten çok yoğun bir emek, gayret ve alın terini gerektiren tarafıdır. Yazarın ortaya koyduğu eseri her bakımdan mükemmel hale getirmek için yaptığı görüşmeler, çeşitli coğrafyalarda ve iklimlerde yaptığı geziler, tarihten felsefeye, mitolojiden psikolojiye birçok alanda yaptığı arşiv çalışmaları bana göre hem ürünü hem de yazarını çok kıymetli hale getiriyor. Ahmet Ümit’in birçok kitabında bu gayreti görmekteyiz. Mesela “Elveda Güzel Vatanım” kitabında bir taraftan romanın kahramanı bütün yönleri ile anlatılırken kronolojik olarak tarihsel gelişmelerle bir bütünlük sağlanmaktadır. Okuyucu roman ile Osmanlının son dönemleri, İttihat Terakki hareketinin bilinmeyen yönleri, Bab-ı Ali baskını gibi olayları tarih kitaplarında ders olarak okuduğundan farklı bir şekilde adeta kendini kaptırarak okuyabilmektedir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / GECE YARISI KÜTÜPHANESİ

Uzunca bir zamandır bloğumun “Kitap Kritik” bölümünü ihmal ettiğimin farkındayım. Aslında bu süre içinde hiç kitap okumadım da diyemem. Ama bir fırsatını bulup yazamadım. Ama şimdi çocuklarımın internet üzerinden alarak bana ulaştırdığı bazı kitapları okudukça sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.

Tanıtımını yapacağım kitap Matt Haig’in yazdığı “Gece Yarısı Kütüphanesi” adını taşıyor. Kitabın genel karakterini yansıtması açısından ilk sayfalardan bazı alıntılar yaparak başlamak isterim yazıma. “Her yaşam milyonlarca seçim ihtiva eder. Kimi büyük, kimi küçük. Fakat bir kararın yerine başka bir karar geçtiğinde bütün sonuçlar değişir. Dönüşü olmayan bir sapma gerçekleşir ve bu da başka sapmalara yol açar… Ne kadar çok olasılık varsa o kadar çok hayatların vardır. Yaptığın farklı seçimler farklı sonuçlara yol açar. Tek bir şeyi bile farklı yapmış olsan, farklı bir yaşam öykün olacak…”

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / CAHİDE

Artemis yayınlarından çıkan “Cahide”, Eyüphan Erkul’un yazdığı biyografik bir roman. Daha önce bu tarz romanlardan Nazım Hikmet’in annesini anlatan Osman Balcıgil’in yazmış olduğu “Celile” isimli romanı okumuş ve beğenmiştim. Elimde bulunan kitaplardan en sona bunu bırakmıştım. Ne yalan söyleyeyim o sıralarda elime aldığımda biraz da ürkmüştüm 700 sayfalık kalınca halini görünce. Ama okudukça, biraz da sonuna doğru geldikçe, bizlerin hatıraları ile de ilintili olmaya başlayınca çok uzun olmayan bir zaman içinde bitirdim. Bizlerin daha çok sinema dünyasından bazı filmlerden tanıdığımız Cahide Sonku’nun hayatı anlatılıyor kitapta.

Cahide Yemen’de 1916 yılında dünyaya geliyor. Annesi Hayriye, Osmanlı Subayı Çorapsız İbrahim Paşa’nın kızı. Dolayısı ile Cahide bir paşa torunu. Babası da dedesinin birliğinde görevli Necati isminde bir subay. Ancak babasının İngilizlere esir düştüğü ve bir daha geri gelmediği biçiminde bir söylenti ile babasını hiç tanımadan büyüyor Cahide. Osmanlının Yemen’den çekilmesi ile dede, anne ve abladan (Necdet) oluşan dört kişilik aile İstanbul’da daha önceden almış oldukları evlerinde hayatlarını sürdürmeye başlıyorlar. Saltanatın, hilafetin kalkması ile artık iyiden iyiye yalnızlaşan Paşa için de sıkıntılı günler başlamıştır.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / ANNENİN DUYGUSAL YOKLUĞU

Jasmin Lee Cori’ nin yazdığı “Annenin Duygusal Yokluğu” adlı kitap üzerinde bazı paylaşımlarda bulunmak istiyorum sizinle bu kez. Şimdiye kadar okuduğum ve bazısını da bloğumda paylaştığım çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili kitaplarda ailenin, ebeveynlerin etkisinden ayrıntılı olarak bahsediliyordu. Ben de bunları zihnimde bir bütün olarak değerlendiriyor ve bunun eşit oranda olabileceği düşüncesini taşıyordum. Ancak şu an söz konusu ettiğimiz kitapta annenin her yönüyle yoksunluğunun önemli bir kayıp, olumlu mevcudiyetinin de çok büyük bir zenginlik olduğu vurgusu yapılıyor.

Kitapta alt başlıkların da içinde olduğu üç ana kısım var. Birinci kısımda çocukların annelerine neden muhtaç oldukları, ilk bağlanma ve iyi annelik konusu yer alıyor. İkinci kısımda işlerin ters gitmesi halinde duygusal istismar ve taciz başta olmak üzere yaşanabilecek sonuçlar üzerinde duruluyor. Üçüncü kısımda da iyileşme süreçlerine yer veriliyor. Kitapta ayrıca açıklanan konular ile ilgili alıştırmalar mevcut.

Annelerin, anne adaylarının, çocukluklarında kötü annelik deneyimi yaşayanların okumasında yarar olduğuna inandığım bu kitaptan bazı satır başlarını özet olarak aşağıda sıraladım. Umarım kitabın tamamını okuma ve faydalanma konusunda bir ışık yakmış olurum.

Yazının Devamı İçin Tıklayın