Denemeler Rotating Header Image

January, 2022:

BİRAZ DA KİTAP / KAYIP TANRILAR ÜLKESİ

Yapı Kredi Yayınlarından çıkan ve Ahmet Ümit’in son eseri olan “Kayıp Tanrılar Ülkesi” ile ilgili paylaşımlarda bulunmak üzere kaleme aldım bu satırları. Ahmet Ümit günümüz yazarlarından beğendiğim ve kitaplarını ilgi ve severek okuduğum yazarlardandır. Okuduğum kitapları arasında hatırladıklarım Sis ve Gece, Bab-ı Esrar, Beyoğlu’nun En Güzel Abisi, Sultanı Öldürmek, Aşk Köpekliktir, Kavim, Kırlangıç Çığlığı ve Elveda Güzel Vatanım’dır. Masaldan hikâyeye, şiirden polisiyeye geniş bir yelpazede ürün veren Ahmet Ümit’in bir çok eseri de başka dillere çevrilmiştir. Ama Ahmet Ümit’i daha çok öne çıkaran ve eserlerinin ağırlık olarak polisiye temalı olduğunu söyleyebiliriz. Bu yönüyle de Türk edebiyatındaki böylesi bir boşluğu başarı ile doldurmuştur. Yani Türkiye’nin Agatha Christie’si diyebiliriz ona.

Çeşitli yazarların romanlarını okurken iki husus benim dikkatimi çekmiştir. Birincisi yazarın Allah vergisi dediğimiz ifade kabiliyeti, duyguları tarif edebilme, olguları tasarlayabilme marifeti, kendine özgü üslubu, okuyucuyu adeta kendine sımsıkı bağlayan derin, sihirli ve gizemli sözcükleri çok güzel bir biçimde harmanlamasıdır. Diğer yön ise kabiliyetten çok yoğun bir emek, gayret ve alın terini gerektiren tarafıdır. Yazarın ortaya koyduğu eseri her bakımdan mükemmel hale getirmek için yaptığı görüşmeler, çeşitli coğrafyalarda ve iklimlerde yaptığı geziler, tarihten felsefeye, mitolojiden psikolojiye birçok alanda yaptığı arşiv çalışmaları bana göre hem ürünü hem de yazarını çok kıymetli hale getiriyor. Ahmet Ümit’in birçok kitabında bu gayreti görmekteyiz. Mesela “Elveda Güzel Vatanım” kitabında bir taraftan romanın kahramanı bütün yönleri ile anlatılırken kronolojik olarak tarihsel gelişmelerle bir bütünlük sağlanmaktadır. Okuyucu roman ile Osmanlının son dönemleri, İttihat Terakki hareketinin bilinmeyen yönleri, Bab-ı Ali baskını gibi olayları tarih kitaplarında ders olarak okuduğundan farklı bir şekilde adeta kendini kaptırarak okuyabilmektedir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL…

Fuzuli’ye ait olduğunu sandığım “Söylesem tesiri yok. Sussam gönül razı değil. Boş yere canı yanmaz insanın. Ya bir eksiklik vardır geleceğe dair, ya da bir fazlalık vardır geçmişten gelen.” şeklindeki cümleler benim gibi birçok kişinin duygu ve düşüncelerini çok güzel anlatıyor. Nasıl oldu ne zaman oldu bilmiyorum birbiri ile konuşamayan, birbirini hiç dinlemeyen insanlar haline gelmeye başladı sanki toplumumuz. Konuşanın kimliğine bakıp alkışlamaya ya da saldırmaya hazır robotlar olduk neredeyse. Hatırlarsınız Sayın Cumhurbaşkanının mitinglerinde bazen alkış gerektirmeyen cümlelerin alkışlanması karşısında kendisi yanlış yerde alkışlandığı konusunda kalabalığı uyarmak zorunda kalıyordu. Özetle eğer konuşan bizim mahalleden ise ne konuştuğuna bakılmaksızın alkışlanmalı, eğer karşı mahalleden ise “Bugün çok güzelsin” dese bile “Vay hain dün benim çirkin olduğumu söylüyorsun demek” diye karşı çıkılmalı.

Uzun zamandır zihnimi meşgul eden bir konu var. Ta pandemiden önce gittiğim bir cuma namazında hoca hutbenin nihayetinde “4-6 yaş çocukları için açtığımız kuran kursuna çocuklarınızı bekliyoruz” şeklinde bir duyuru yaptı. Biz de dini söylemler sorgulamadan ve tek yönlü ilerlediği için aklımda bir yerlerde asılı kaldı bu duyuru. Serde 40 yıllık bir eğitimcilik geçmişimiz de olduğundan durumu bir süre anlamaya çalıştım. Ama eskilerin “Doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor” dediği şekilde bir yere oturtamadım doğrusu.

Daha sonra geçtiğimiz günlerde CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in bu konudaki konuşması ile konu yine gündeme oturdu. Tabii yine alkışlamaya ve saldırmaya hazır taburlar mevzilerinden hedefin durumuna göre kendilerinden bekleneni yaptılar ve hala da yapmaktalar. Ben insanların kim olduklarından nerede olduklarından çok, ne yaptıklarına önem veririm. Onun bu partide ne işi var, bu kanala bunu nasıl çıkarırlar gibi sabit duruşları da çok tutarlı bulmam.

Yazının Devamı İçin Tıklayın