Çeşitli okul kademelerinde geçirdiğim öğrencilik yıllarına bir dönüp baktığımda kendimi en fazla eşit ve özgür hissettiğim eğitim basamağının yüksek öğretim yıllarım olduğunu söyleyebilirim. Retorikte öğrenciyi önceleyen eğitim, öğrenci merkezli eğitim gibi söylemlere rağmen okullarımızdaki hiyerarşik yapının hep en altında yer almıştır öğrenciler. Veliden müdüre, öğretmenden hizmetliye, kantinciden servisçiye sanki herkes öğrenciye buyruk veren amirler durumundadır. Nasıl giyineceği, nasıl konuşacağı, saçını nasıl keseceği, nereye gideceği ya da gidemeyeceği talimatı vermede kendisinden başka herkes yetkilidir sanki. Ayrıca sınıf mümessilinin (Sınıf başkanı) tahtaya yazdığı konuşanlar kelimesinin altına yazılan numaraları bekleyen çok farklı akıbetler zihnimizde hala canlılığını korumaktadır. Yani konuşmanın, özgürce konuşmanın önüne ta o zamandan beri kalıcı engeller inşa edilmiştir.
Belli yaşlara gelip bir yüksek okula kapağı attığında sanki bambaşka bir dünyada buluveriyor çocuk kendini. Ya da ben 23 yaşında yüksek okula gittiğimde öyle hissetmiştim. Artık herkes sanki yıllar süren bir esaretten kurtulmuş gibi istediği gibi giyiniyor, saçını sakalını uzatıyordu. Düne kadar bir disiplin suçu olan sigara içmek artık sıradan bir olay olduğundan kantinde dumandan göz gözü görmüyordu. (O zamanlar kapalı alanlarda ve toplu taşıma araçlarında sigara içme yasağı henüz yoktu) Masalarda taşarcasına dolan kül tablaları hiçbir zaman boş kalmıyordu. Okulun hemen karşısında açılan kahvehanelerde sigara dumanına okey şakırtıları eşlik ediyordu.
Continue reading “ANNEMİN ARDINDAN”