Denemeler Rotating Header Image

May, 2021:

AH BU ÖZEL GÜNLERİN GÖZÜ KÖR OLSUN YA DA NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR

“Öyle dudak büküp hor gözle bakma / Bırak küçük dağlar yerinde dursun / Çoktan unuturdum ben seni, çoktan / Ah bu şarkıların gözü kör olsun” diye başlayan ve sözleri Şahin Çandır’a bestesi Avni Anıl’a ait bu kürdilihicazkar şarkıyı bilmeyenimiz yoktur sanırım. 1989 yıllarında duymaya başladığımız bu şarkı Muazzez Abacı’dan Emel Sayın’a, Zeki Müren’den Candan Erçetin’e birçok sanatçı tarafından seslendirilmiştir. Ben daha çok Zeki Müren’den dinlemeyi severim. İlk bakışta bu satırlar şarkılara karşı bir düşmanlığı, bedduayı çağrıştırıyor gibi görünse de bunun arkasındaki yaşanmışlıkları da düşündüğünüzde durumun böyle olmadığını anlayabiliriz. Şarkıların etkisinde kalarak âşık olmak, özlemek, söyleyememek, unutamamak, kavuşamamak gibi bir dolu karmaşık duygunun sonucu isyandan çok bir sitem dile getirilmiş. Birçok yerde insanlar sevgilerini “Seni kör olasıca” ya da “Kör olmayasıca” diye dile getirir. Onun için bizlerin dünyasında şarkıların çok özel bir yeri vardır. Adeta onlarla yatar onlarla kalkarız.

Bu kadarlık bir girişten sonra gelelim bundan esinlenerek benim koyduğum başlık üzerine yazıya. İnsanlar hayatın akışı içinde birçok alanda gözlemlerde bulunur. Bunlardan birisi kendi dışındaki işleyişlerle ilgili dış gözlemler, diğeri de kendi içine yaptığı yolculukla ilgili gözlemlerdir. Dış gözlemler pek sır olmayan herkesin malumu. İç gözlemlere gelince burada sırlar dünyası başlıyor. Bırakın başkalarını, kendiniz nerelere kadar ne biliyorsunuz ya da neleri görebiliyorsunuz orası hala bir muamma.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / CAHİDE

Artemis yayınlarından çıkan “Cahide”, Eyüphan Erkul’un yazdığı biyografik bir roman. Daha önce bu tarz romanlardan Nazım Hikmet’in annesini anlatan Osman Balcıgil’in yazmış olduğu “Celile” isimli romanı okumuş ve beğenmiştim. Elimde bulunan kitaplardan en sona bunu bırakmıştım. Ne yalan söyleyeyim o sıralarda elime aldığımda biraz da ürkmüştüm 700 sayfalık kalınca halini görünce. Ama okudukça, biraz da sonuna doğru geldikçe, bizlerin hatıraları ile de ilintili olmaya başlayınca çok uzun olmayan bir zaman içinde bitirdim. Bizlerin daha çok sinema dünyasından bazı filmlerden tanıdığımız Cahide Sonku’nun hayatı anlatılıyor kitapta.

Cahide Yemen’de 1916 yılında dünyaya geliyor. Annesi Hayriye, Osmanlı Subayı Çorapsız İbrahim Paşa’nın kızı. Dolayısı ile Cahide bir paşa torunu. Babası da dedesinin birliğinde görevli Necati isminde bir subay. Ancak babasının İngilizlere esir düştüğü ve bir daha geri gelmediği biçiminde bir söylenti ile babasını hiç tanımadan büyüyor Cahide. Osmanlının Yemen’den çekilmesi ile dede, anne ve abladan (Necdet) oluşan dört kişilik aile İstanbul’da daha önceden almış oldukları evlerinde hayatlarını sürdürmeye başlıyorlar. Saltanatın, hilafetin kalkması ile artık iyiden iyiye yalnızlaşan Paşa için de sıkıntılı günler başlamıştır.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / ANNENİN DUYGUSAL YOKLUĞU

Jasmin Lee Cori’ nin yazdığı “Annenin Duygusal Yokluğu” adlı kitap üzerinde bazı paylaşımlarda bulunmak istiyorum sizinle bu kez. Şimdiye kadar okuduğum ve bazısını da bloğumda paylaştığım çocuk gelişimi ve eğitimi ile ilgili kitaplarda ailenin, ebeveynlerin etkisinden ayrıntılı olarak bahsediliyordu. Ben de bunları zihnimde bir bütün olarak değerlendiriyor ve bunun eşit oranda olabileceği düşüncesini taşıyordum. Ancak şu an söz konusu ettiğimiz kitapta annenin her yönüyle yoksunluğunun önemli bir kayıp, olumlu mevcudiyetinin de çok büyük bir zenginlik olduğu vurgusu yapılıyor.

Kitapta alt başlıkların da içinde olduğu üç ana kısım var. Birinci kısımda çocukların annelerine neden muhtaç oldukları, ilk bağlanma ve iyi annelik konusu yer alıyor. İkinci kısımda işlerin ters gitmesi halinde duygusal istismar ve taciz başta olmak üzere yaşanabilecek sonuçlar üzerinde duruluyor. Üçüncü kısımda da iyileşme süreçlerine yer veriliyor. Kitapta ayrıca açıklanan konular ile ilgili alıştırmalar mevcut.

Annelerin, anne adaylarının, çocukluklarında kötü annelik deneyimi yaşayanların okumasında yarar olduğuna inandığım bu kitaptan bazı satır başlarını özet olarak aşağıda sıraladım. Umarım kitabın tamamını okuma ve faydalanma konusunda bir ışık yakmış olurum.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / BENDEN SELAM SÖYLE ANADOLU’YA

Yıllar önce Gökçeada’ya tatile gittiğimde görmüştüm terkedilmiş bir Rum köyünü. Galiba adı Zeytinlik idi. Daha sonra da Fethiye’de Kayaköy’ü gördüm. Burasını belki birçoğumuz görmüştür. Epey ziyaretçisi oluyor çünkü. Bu Rum köyünün geçmişi M.Ö. 3000 yıllarına dayanıyor. Ama şu an 100 yıllık bir terk edilmişliğin hüznü okunuyor her bir taşında. Ben böyle metruk, virane yerleşim yerleri gördüğümde içim bir tuhaf oluyor. Acaba yıllar önce burada kimler yaşıyordu? Şu balkonda neler konuşuyorlardı? Hangi yaşanmışlıkları arkalarında bırakarak buralardan ayrılmak zorunda kaldılar. Acaba şu anda burada yaşayanların torunları yaşıyor mu, buralardan haberdar mı? İçlerinden buralara gelmek isteyen olur mu? gibi bir yığın acabanın istilasına uğruyor zihnim.

Kayaköy – Fethiye

İşte Dido Sotiriyu’nun yazdığı “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” kitabı bu sorulara ve acabalara açıklık getirmek üzere bizleri yüz yıl öncesine götüren bir roman. Yazar Aydın ilimizde doğmuş daha sonra Atina’ya göç etmiş. Ölüler Bekliyor, Tekrar Doğuş, Küçük Asya Faciası Emperyalizmin Doğu Akdeniz Stratejisi, Yalımlar İçinde, Ziyaretçiler, Yıkılıyorduk isimlerinde eserleri de var.

Sözünü edeceğimiz romanın kahramanı Manoli Aksiyodis Ege bölgesinde İzmir ve Aydın illerimize yakın bir yerdeki Rum Köyünde yaşayan birisi. Kendisi on dört çocuk dünyaya getiren ve yedisi hayatta kalan bir ailenin çocuğu. Yıllardan beri köyünde diğer komşuları ile sıradan bir hayatları var. Sahip oldukları tarlalarında üzüm, incir, zeytin yetiştirip ve bunları satıp geçimlerini sağlıyorlar. Ufak tefek sıkıntıları olmakla birlikte mutlu bir hayatları var yani.

Yazının Devamı İçin Tıklayın