YAKIN GÜZELLİKLERİMİZ / MIHLI ÇAYI ve ŞELALESİ

Küçük oğlumuz Gençer’in birkaç gündür yanımızda olması ve biraz da onun şoförlüğünün sağladığı imkanı da değerlendirmek adına yakın çevreleri tanıma fikrini yavaş yavaş hayata geçirelim istedik. Daha önce konu komşunun ve giden tanıdıkların da önerisi ile rotamızı Mıhlı çayı istikametine çevirdik.

mıhlı1

Hedefimize ulaşmak için Altınoluk’tan Çanakkale istikametine giderken Küçük kuyu beldesinin girişine geldiğimizde “Mıhlı şelalesi” yazan yol levhasından sağa bir giriş yaptık.  3-4 km kadar bu yolda ilerledikten sonra  üzerinde  “şelale” yazan bir başka yol levhasının işaretine uyarak bir sağ daha yaptık. Yaklaşık bir kilometrelik toz-toprak zeminli bu yolu da kat ettiğimizde  amaçladığımız yere gelmiş olduk.

 

YAKIN GÜZELLİKLERİMİZ / MIHLI ÇAYI ve ŞELALESİ

“Mıhlı şelalesi” olarak adı geçen yer için  “Doğanın insanlara armağan ettiği sayısız güzelliklerden bir tanesi” tabirini kullanabiliriz. Ziyaretçilerin buradan yeterince yararlanması için gerekli çevre düzenlemelerinin yapılmış olduğunu ayrıca  bir de otelin de yapılmakta olduğunu ekleyebilirim.

mıhlı3

Çayın akışı istikametinde oluşan şelaleyi görebilmek için öncelikle bir dolu merdivenden inmemiz gerekti. Şelalenin bulunduğu yere geldiğimizde öncelikle şelalenin altında ve ilerisinde oluşan göle Gençer ile kendimizi attık. Alıştığımız deniz suyuna göre çok soğuk suda ben fazla kalamadım ama Gençer daha genç ve dayanıklı olduğu için benden daha fazla kaldığı gibi bizzat şelalenin oluştuğu yere kadar da gitmeyi başardı.

mıhlı4

Şelalenin soğuk sularında yeterince serinledikten sonra mekanın hazırlanış masalarından birine oturarak kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı menüsünde domates,peynir,siyah ve yeşil zeytin,bal,reçel,yumurta, yöreye özel güveçte fırınlanmış domatesli peynir, baharatlanmış zeytin yağı vardı. Tereyağın olmaması dikkatimizi çekip bunu ilgiliye sorduğumuzda “Zeytin yağının olduğu diyarda tereyağını tercih etmiyoruz” gibisinden pek anlam veremediğimiz bir cevap aldık. Nuray ise kahvaltıda peynirli pide yemeyi tercih etti.

mıhlı5

Ziyaretçilere herhangi bir sürpriz olmaması açısından yemeklerin veya yörenin mali portesini de açıklamakta yarar var. Girişte araçlar için 10 liralık bir giriş ücreti alınıyor. Eğer kendi yiyeceklerinizi yanınızda getirmiş olup piknik yapmak istiyorsanız bu iş için ayrılan bölümde 20 lira karşılığında bir masa kiralıyorsunuz. Yukarı kısımda işletmenin yemeklerini yemeyi tercih ettiğinizde kahvaltının kişi başı 15 lira, pidelerin  çeşidine göre 10-15 lira, alabalık 15 lira olduğu hatırlayabildiğim rakamlar arasında.

mıhlı7

Mıhlı çayının üzerindeki bu şelalenin 500 metre kadar ilersinde tarihi değirmen ve köprünün bulunduğu ikinci bir mesire yerinin olduğunu da öğrenince gelmişken oraya da görelim dedik. Tabi mesafe bu kadar kısa olmasına rağmen biz araba ile biraz dolambaçlı yollardan yolu biraz daha uzatarak bu ortama ulaşabildik.Terk edilmiş eski bir su değirmeni ve ilginç bir köprünün yanındaki bu mekanın da farklı bir güzelliği olduğunu söyleyebilirim. Ancak bakım ve temizliği konusunda ne yazı ki aynı iyimserliğe sahip değilim. Gelişi güzel yakılan mangalların dumanından bir ara adeta göz gözü   görmüyordu desem abartmış sayılmam. Gençer burada da soğuk su ile bir kez daha kucaklaştı ama ben cesaret edemedim.

mıhlı6

Ancak sonuçta ülkemin güzel bir köşesini görmüş olma şansını daha yakalamış olarak gezimizi noktaladık.

YANIBAŞIMIZDA FARKLI BİR DÜNYA/VELİEFENDİ

Yaklaşık 25 yıldan beri oturmakta olduğumuz Bakırköy/Osmaniyenin hemen yakınındaki Veli efendi Hipodromuna çok az gitmişizdir. Daha çok bazı araçlarda yolculuk yaparken “Hipodromun oradan dönelim” ya da “Veliefendiden geçer mi? şeklindeki diyaloglara konu olmuştur yanıbaşımızdaki farklı dünya. Oysa Veliefendinin 625 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş Türkiye’nin en büyük at yarışı meydanının adı olduğunu yeni öğrenmiş bulunuyorum.

yarış1

Bu arada bu en az yüz yıllık tesise adını veren Veliefendi’nin bu büyük arazinin ilk sahibi ve Şeyhülislam Veli efendi olarak bilindiğini de hatırlamakta yarar var. Geçmiş zamanda daha çok atlı cirit gösterilerini yapıldığı bu alanda daha sonra at yarışlarının yapıldığını biliyoruz. Tabi ki Şeyhülislam Veliefendinin at yarışlarına neyse de  korkunç miktarda paranın döndüğü bahis oyunlarının oynandığı bir alana kendi adının verildiğini öğrenseydi bu gün ne  düşünürdü bilemeyiz.

yarış2

26 Haziran günü yıllardan sonra küçük oğlumun teklifi ile Veliefendinin yolunu tuttuk. Evimizden 5-10 dakika yürüyünce kendinizi zaten hipodromun büyük giriş kapısının önünde buluyorsunuz. Her yıl geleneksel olarak yapılan ve Dünya literatüründe de yeri olan Gazi koşusunun yapılacağı bilgisi  beni daha istekli olarak bu alana sürükledi diyebilirim.

yarış3

Günün koşu programı saat 14.30 başlıyordu.çeşitli mesafelerde 8 koşu vardı. Gazi koşusu 6. Koşu olarak koşulacaktı.İlk koşu bayan jokeylerin bindiği atlarla gerçekleştirildi. Daha sonra sırası ile diğer koşuları izledik. Fakat beni koşulardan çok orada koşuların dışında oluşan bambaşka bir dünya etkiledi. Saati gelen yarış koşulmaya başladığında önce sessiz ve sakin bir havanın sürdüğü tribün atların bitiş çizgisine yaklaşması ile birden herkesin ayağa kalkarak birbirine karışan ”Yürü be” ,”Hadi aslanım”. “Koşsana be” bağırtıları büyük bir uğultu halini alıyor ve yarış her zaman olduğu gibi tek bir atın birinci olması ile sonuçlanınca da bu defa “Tüh be yaktın beni”  feryatları arasında,  hemen yakılan sigaraların dumanı arasında bir sonraki koşunun  dersleri için ellerde bulunan  bülten yada puanlı denen o birkaç sayfalık yayın organına odaklanıyordu insanların çoğu. Bu hengame içinde ne umutlar ve ne hayaller kuruluyor belkide ne ocaklar sönüyordu. Karşıdaki büyük panodada ganyan, tek, ikili nin yanında koşan atlara ait bahis oranları  dijital ekrana yansıyordu. O gün beni davet eden Gençer’e bu yarış,  yeme, içme, bahis falan derken nerden baksanız 70-80 liraya mal oldu diyebilirim.

yarış4

Gazi koşularının ilkinin 1927 yılında Ankarada yapıldığını, bu koşuda 4 atın yarıştığını ve o tarihten bu yana da düzenli olarak bu organizasyonun sürdürüldüğünü bu arada öğrenmiş bulundum. 1927 yılındaki ilk koşuyu Ali Muhiddin Hacı Bekir’in sahibi olduğu Neriman isimli at kazanmış. Bu yılki gazi koşusunda 22 at yarıştı.Yarış öncesi koşunun önemine uygun bir seramoni gerçekleştirildi. Bu yarışın önemli bir özelliği de sadece 3 yaş ile sınırlı saf kan İngiliz atlarının hayatlarında sadece bir kez koşmak durumunda olmaları imiş.  Bu da yarışan atlar için hem bir fırsat hem de bir prestij haline geliyor. Bu koşunun önemine paralel olarak da izleyici sayısı hayli fazla idi.7-8 bin kişilik tribünlerin tamamının dolduğunu söyleyebilirim. Koşunun yapılmasına az bir süre kala bacanağım Mustafa Eraslan ve kızları Şeyda ve Cansu da aramıza katıldı. Saat 17.15 başlayan yarışı Osman Hattat’ın “ANATOLY” adlı atı Jokey Halis Karataş’ın biniciliğinde kazandı. Tabi bu yarışın prestiji kadar ödülününde büyük olduğunu hemen belirtmeliyim. Bu yılkın birincilik ödülü 850.000 TL olmakla birlikte diğer ödüller eklendiğinde bu miktarın 1.400.000 TL.ye yaklaştığı da belirtiliyor.

yarış5

Tüm bunların ardından güzel geçirdiğimiz bir günün keyif dolu saatlerini arkada bırakarak Veliefendi’den ayrıldık.