Denemeler Rotating Header Image

BİRAZ DA KİTAP / HONG KONG – İSTANBUL: ŞEHRİ ŞAHSİLEŞTİRMEK

Memuriyet hayatımın son 21 yılını, yani yarıdan çoğunu İstanbul’da geçirdim. Gerek çalışma hayatım ve gerekse bunun dışında kalan yaşantım süresince çok büyük hayaller peşinde koşmadım. İmkanlarım ve hayallerim arasında bir şekilde denge kurmaya çalıştım. Netice itibariyle de kendimi hayallerine kavuşmuş bir kişi olarak kabul edebilirim. Bu durumu da Cevdet Kudret’in “DİLEK” isimli şiiri ile tasvir edebilirim.

Bir küçük, bir küçücük evim olsa;
İçinde bir küçük, bir küçücük halım olsa;
Bir de küçük bir yazlığım olsa,
Bütün bunlar benim öz malım olsa.

Masam, mürekkebim, etajerim,
Penceresinde benim perdelerim,
Etajerinde kitaplarım olsa.

Bir ufak, bir minicik evim olsa;
İçinde bir kadın, beni parasız pulsuz seven bir kadın
Bu kadın karım olsa!
Bir de çocuklarım, torunlarım olsa.

Nerde, hangi şehirde olursa olsun,
Bir küçük, bir küçücük evim bulunsun,
Bir ufacık halım olsun yeter,
Yeter de artar bile!

Nerde, hangi şehirde olursa olsun,
Etajerim, kitaplarım olsun,
Beni parasız pulsuz seven karım olsun yeter,
Yeter de artar bile!

Cevdet Kudret Solok’un çok sevdiğim bu şiirine haddim olmayarak iki satır da -ki koyulaştırılmış harflerden de anlaşılacağı gibi- ben iliştirerek şiiri bir anlamda şahsileştirmiş oldum. Bu hayallerime kavuştuğum için kendimi her zaman mutlu ve şanslı saydım. Şükürler olsun ki sadece hayal ettiklerime değil hayal bile edemediklerime kavuştuğumu söylesem abartı sayılmaz. Söz gelimi memuriyet hayatımın hiçbir döneminde yurt dışına çıkabileceğimi hayal etmemiş, edememiştim. Belli kıdemden sonra verilen yeşil pasaportu acaba kullanabilir miyim kaygısını bile yaşadım. Ama gel zaman git zaman önce Allah’ın, sonra da oralarda çalışan çocuklarımın sayesinde Hollanda, Belçika, Almanya, İsviçre, Fransa, İngiltere ve Çin gibi ülkelere gitmek kısmet oldu. Sadece filmlerde ve kartpostallarda gördüğümüz Amsterdam, Mainz, Cenevre, Lozan, Brüksel, Londra, Şangay, Pekin, Macau, Hong Kong gibi şehirlerde günlerce hatta haftalarca gezme fırsatı yakaladık. Bu gezilerle ilgili olarak da bloğumda onlarca belki de yüzlerce görseller de ekleyerek yazılar yazdım. Hayıflandığım husus şudur ki ben küçük bir ihtimal olsa bile yurt dışına çıkma hayalim olsa idi elimdeki var olan imkanları da değerlendirerek memuriyetimin son yirmi yılında dil öğrenmeye zaman ayırırdım. O zaman da gittiğim ülkelerde daha derinliğine ve daha özgün konularda incelemeler yapar yazılar yazardım. Özellikle de o ülkelerin eğitime yaklaşımları, programları okulları, öğretmen profilleri konusunda somut eserler yazmayı çok arzu ederdim.

İşte şimdi sizlere tanıtacağım Asuman Suner’in “Hong Kong=İstanbul Şehri Şahsileştirmek” adlı kitabı benim hayal ettiğimi fazlası ile gerçekleştirmiş gibi. Pandemi günlerinde çocuklarımın gönderdiği kitaplar arasında görünce önce “Buraya üç kere gittik, okumasam da olur” diye düşündüm. Ama okudukça şehirlerin görünenlerden ibaret olmadığını, onların birer hafızası ve ruhu olduğunu hatırlatması açısından ilginç geldi ve okumadan edemedim.

Aynı zamanda bir akademisyen de olan Asuman Suner bu kitabında ağırlıklı olarak Hong Kong’u yazmakla birlikte “Bir şehri görebilmek için başka bir şehre ihtiyaç var” ön kabulünden hareketle arada bir İstanbul’la yan yana getiriyor, benzeyen ve ayrılan yönlerinin titizlikle analizini yapıyor. İstanbul’un beşte biri büyüklüğünde bir alana yayılmış ancak İstanbul’un yarısı kadar nüfusu barındıran bu şehrin karakteristik özellikleri kitapta çok güzel belirtilmiş.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde yazar Hong Kong’un Britanya İmparatorluğu tarafından 99 yıllığına kiralanan bir ticaret kolonisi olmasından hareketle burası için birçok kaynakta “Ödünç şehir” kavramının kullandığını ifade etmektedir. Emperyalist bir güç olarak İngiltere’nin yıllar boyu Hong Kong’u ve uzak doğuyu nasıl etkilediği üzerinde derinliğine tahliller yapılıyor. Çin ipeği, porseleni ve çayı İngiltere’de çok rağbet görürken İngiliz mallarına pek rağbet görmeyince Hindistan üzerinden getirip Çinlilere satılan afyon çok daha karlı bir alışveriş olarak yıllarca sürme trajedisi de kitapta çok güzel dile getirilmiş.

Bizler gezilerimizde ülkelerin, şehirlerin son ve mükemmel durumlarını gözleriz. Oysa bizim ülkemizde olduğu gibi o noktaya gelinceye kadar yaşanan birçok savaşlar, yıkımlar, yükseliş ve çöküş dönemleri, çalkantılı geçen yıllar geçmiş olabileceği pek aklımıza gelmez. Asuman Suner kitabında şehirlerin görünmez olan arka planlarına çok güzel nüfuz ederek hatta insanların 99 yıllığına kiralanmış bir şehrin insanı olma tedirginliğe dikkat çekerek okuyucunun o kentle adeta empati kurmasını da sağlıyor.

Mekânsal kısıtlılık yüzünden iki küçük adanın patlatılıp gerekli dolgularla kazanılan ve dünyanın en başarılı inşaat projesi olarak kabul edilen havaalanı, zaruretten kaynaklanan dikey yapılaşmanın, yükseklik mimarisinde ön sıralarda yer aldığı, 1300’den fazla gökdeleni ile New York’u neredeyse ikiye katladığı, alan kısıtlılığının yarattığı yoğunluk kitapta ayrıntılı olarak ele alınmış.

1995-1998 yıllarını Hong Kong Üniversitesinde öğretim üyesi olarak geçiren Asuman Suner bizzat gözleyerek, yaşayarak ve adeta hissederek kaleme almış Hong Kong ile ilgili satırları. Şehirdeki yaşam temposu, güvenlik sorunları, tüketim alışkanlıkları, vapur tramvay ve metronun ulaşımdaki yeri gibi birçok faktör en ince detayına kadar ele alınmış. Kitabı okurken bir yandan Hong Kong’un diğer yandan da Çin’in tarihi ve siyasi geçmişine yolculuk yapıyorsunuz.

Şu anda bilindiği gibi 99 yıllık sözleşme bittiği için İngiltere tarafından Hong Kong Çin’e devredildi. 99 yılın kentin sağdan direksiyonlu araçlarla soldan işleyen trafik düzeni başta olmak üzere diğer ekonomik sosyal kültürel geçmişini elbette ki bir anda silmek mümkün değil. Ayrıca Çin Ana kıtasının Dünya ile çok büyük ekonomik bağı olan ve adeta altın yumurtlayan tavuk diyebileceğimiz şehri kaybetmek istemeyeceği mantığından hareketle 50 yıllık bir geçiş dönemi planlanmış. Şu anda teslim sonrası bu 50 yıllık bir geçiş döneminde “Tek ülke iki sistem anlayışı içinde alt düzeylerde kendilerince, üst düzeyde Çin tarafından görevlendirilmiş komisyon tarafından ülke yönetiliyor. Bu süre sonrasında ne olacağı yine belirsiz.

Sonuçta Hong Kong’dan hareketle Çin’i de içine alan geniş bir coğrafyanın tarihsel, kültürel, ekonomik, sosyal yapısına ışık tutacak adeta kaynak olabilecek bu kitabın her bölümü ve her sayfasını ilgiyle okudum. Epey emek verilmiş bu kitabı ben çok nitelikli ve değerli bulduğumu söyleyebilirim. Hong Kong’a ya da uzak doğuya gitmeyenler gidemeyenler okurlarsa gitmiş kadar bilgilenirler. Gitmeye niyeti olanlar da okursa gittiklerinde onlara şehre ve insanlara farklı pencerelerden bakma zenginliği kazandırmış olur. Benim gibi gidenlerin de okumasında fayda var çünkü gördüklerini farklı bilgilerle pekiştirmek ve sağlam bir zemine oturtma fırsatı yakalamış olurlar.

Bir başka yazıda buluşmak dileği ile…

2 Comments

  1. Sultan Şimşek Karakoyunlu says:

    Ülkeleri yöneten kişilerin isterlerse şehir, ülke ve kişilerin yararına neler yapabilceğinin bir göstergesi anlamında güzel bir yazı..Ve ülkemiz de, pandemi de kendi yararlarına kuralları nasıl hiçe sayabildiklerinin de üzücü ve kızdığımız örnekleri maalesef..

  2. necmi says:

    Teşekkürler Sultan Hanım. Gerçekten insanoğlunun dünyada gördüğü güzel ve çirkin ne varsa hiç biri tesadüf değil. Her şey önceliklerin ne olduğu ile ilgili. Bizim Ülkemizdeki durum bu maalesef. Ne diyelim inşallah gelecek günler daha iyi olur. Selam eder,sağlıklı günler dilerim.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Lütfen soruyu cevaplayın * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.