Denemeler Rotating Header Image

SÖZ VAR İŞ BİTİRİR, SÖZ VAR BAŞ YİTİRİR

Gelin-kaynana zıtlaşması üzerine çok şey yaşanmış, çok şey yazılmış ve çok şey söylenmiştir. Temelinde kültürel, psikolojik faktörlerle birlikte önyargıların şartlandırmaların da bulunduğu bu ikili ile ilgili birçok da fıkra üretilmiştir. Yazıma belki çoğumuzun duymuş olabileceği bir gelin kaynana fıkrası ile başlayacağım. Bakalım sonu nereye varacak ben bile kestiremiyorum.

Memleketin birinde birbirleri ile hiç geçinemeyen gelin kaynana varmış. Didişmeleri, laf sokmaları, kavgaları gürültüleri de hiç eksik olmazmış. Fırsatını bulsalar birbirlerini bir kaşık suda boğarlarmış nerdeyse. Bütün bunlar gelinin canına tak demiş ve bir gün kaynanasını öldürmeye karar vermiş. En uygun yöntemin de yiyeceğine etkili bir zehir koymak olarak kararlaştırılmış. Çok tanıdığı bir eczaneye giderek durumu da anlatmış bunun için ilacını istemiş. Eczacı gelini uzun uzun sabırla dinledikten sonra “Tamam, bende çok tesirli bir zehir var, hemen vereyim. Ama sen bunu bir defada verdiğinde otopside hemen belli olur, aranızın da iyi olmadığı bilindiğinden hemen yakalanırsın, ama sen bu zehirden her gün kaynananın yediğine birer damla damlatırsan 39 gün sapsağlam yaşar ama kırkıncı gün hemen ölür demiş. Bu şekilde verdiğinde otopside de çıkmaz. Ancak unutmaman gereken bir şey daha var 40 gün boyunca kayınvalidene olabildiğince güzel davran ki şüpheleri de üzerine çekmeyesin” demiş.

Gelin sevinerek ilacı almış birinci günden itibaren tarif edildiği şekilde vermeye başlamış. Bu arada son derece sevecen ve saygılı davranmayı da ihmal etmemiş. Günler ilerledikçe kaynana bu durumu görünce o da kendi kendini sorgulayarak “Bizim gelin galiba o kadar kötü değilmiş diyerek davranışlara aynı sevecenlikle yanıt vermeye başlamış. Bu arada 40. güne de adım adım yaklaşılıyormuş. Gariptir ki her geçen gün gelin sevineceğine tarifsiz bir keder kaplamaya başlamış içini. 39. güne geldiğinde büyük bir suçluluk ve pişmanlık içinde bulmuş kendini. O duygularla hemen zehri aldığı eczacıya koşmuş ve ona “Ocağına düştüm ben çok kötü bir şey yaptım. Kaynanam o kadar kötü değilmiş, hatta fark ettim ki şimdiye kadar fark edemediğim çok iyi yanları varmış. Onun yokluğu benim için yıkım olur. Bir günümüz kaldı ne olur bu ilacın panzehrini ver kulun kölen olayım.” şeklinde yakarmaya başlamış. Eczacı da gayet sakin “Hiç üzülme ve dertlenme kaynanana hiçbir şey olmayacak zaten senin 39 gündür kaynanana verdiğin şey de zehir değil saf su sadece.” demiş

Eskiden televizyonlardaki tartışma programlarını çok izlerdim. Ancak son yıllarda her konunun uzmanı olan o kadar sığ ve niteliksiz insanın bir araya geldiği, herkesin herkese bir şeyler söylediği, hiç kimsenin diğerini dinlemediği, tonlamaların giderek arttığı bu programlar ilgimi çekmez oldu. Belki gelin kaynana girişini bunun için yaptım. Benzer şey haftanın belirli günlerinde yapılan partilerin grup toplantıları için de geçerli. Localara yerleştirilmiş slogan takımları ile sürdürülen bu gösteride liderler çatılmış kaşla, öfke dolu bakışlar, gerilmiş sinirlerle “Müfteri, namussuz, şerefsiz, ahlak yoksunu, terörist, hırsız, cibilliyetsiz” sözcüklerini kendi dışındaki partiler için çok rahat kullanabiliyorlar. Tam da bazı dizilerin başında yaş sınırlaması ile birlikte olumsuz öğeler içerdiğini belirten uyarı yazısını gerektirecek durum yani. “İnsanlar bu yüz ifadelerine niye biraz tebessüm, biraz kalenderlik, biraz espri, biraz mizah, biraz sevecenlik eklemeyi düşünmezler” diye içimden geçiyor. Bunca hayat gailesi içinde gülümseyen, yüreklere ferahlık serpen bir yüzü görmeyi özler olduk.

Sonra bir düşüncedir kaplıyor içimi insanlar niye böyledir diye. Aslında böyle değiller de böyle görünmek daha kazançlı olduğu için mi maskeler takılıyor. Ama her halükârda anlaşılır bir durum değil. Bizlerin öğretmen ya da ana baba olarak eskiden beri öğretmeye çalıştığımız değerlerin böyle sonuç vermemesi gerekirdi. Davranış geliştirmede ya da olumsuz davranışların değiştirilmesinde öteden beri bildiğimiz, öğrendiğimiz, öğrettiğimiz durumlarla hiç uyuşmayan bu durumlarla ilgili geriye dönüp tekrar bir hatırlama yapma ihtiyacı duydum.

Çok bilinen bir yöntem olarak söylenir ki bir çocuğun yanlış olan bir davranışını eleştirmek için yola çıktığınızda önden ona ait en az beş tane iyi davranışını söyleyerek bir giriş yapılmalı. Doğrudan hele bir de uygun olmayan üslup ile giriş yaptığınızda eleştirinin bir yararı olmayacağı gibi daha başa çıkılmaz problemlerin tohumu ekilmiş olur.

Önemli olan bir diğer nokta da insanların davranışlarını değiştirmek ya da olumlu davranışlar kazandırmak için telkinlerin, tavsiyelerin, vaazların, nasihatlerin pek fazla işe yaramadığı konusudur. İnsanlar karşılarında nasihat ve buyruk veren değil istenen davranışı üzerinde taşıyan ve uygulayan örneklerden daha fazla etkilenir. “Hocanın dediğini yap yaptığını yapma sözünün geçersizliği de buna işaret eder sanırım. Bu yüzden de denir ki çocukların -yetişkinler için de geçerli- dünyasına giren anne, baba, öğretmen, müdür, yönetici, rol model olmalıdır. Hangi davranışın gelişmesini, kazanmasını istiyorsa onu eksiksiz biçimde üzerinde taşımalıdır.

Bir diğer konu da çocuğu ya da herhangi birini eleştirirken “Aptal, geri zekalı, tembel, yaramaz” gibi aşağılayıcı ve etiketleyici kavramlardan uzak durulmalıdır. Bütün bu yanlışlıklar kendini doğrulayan kehanet olarak insanların üzerine yapışabilir. Eğer eleştiri yapılacaksa kişiliğe değil, bizzat hedeflediğimiz davranışa dönük olarak ve ben dili ile yapılmalıdır. Yani kişiye tembel demek yerine “Diğer derslerin fena değil ama matematik dersine yeterince çalışmadığını düşünüyorum” biçiminde bir eleştirinin daha az zedeleyici ve daha iyi sonuç verici olduğu söylenir.

Bu yukarıda bahsettiğim bazı temel hususlar daha da uzatılabilir. Şüphesiz yakındığımız eleştirdiğimiz insanların çoğu genel geçer ilkelerin rahle-i tedrisinden geçmiştir diye düşünüyorum.

İnsanlar arası iletişimde ilkel ya da kaba bir tarzın yerine daha zekice bir çizginin benimsenmesi her zaman mümkündür. İlkellik daha fazla ilkelliği, kabalık daha fazla kabalığı tırmandırır. Taraflardan birinin farklı bir tepkisi ya da makas değiştirmesi ile de bu gerçekleştirilebilir. Düşünün trafiktesiniz ya da toplu taşımada seyahat ediyorsunuz, haklı veya haksız birisi ile yaşadığınız bir durum sonunda siz daha ne olduğunu anlamadan muhatabınız size “Hayvan” diye bağırdı. Bunun devamı “Sensin Hayvan, hayvan oğlu hayvan” şeklinde karşılıklı çıtayı yükseltmek biçiminde devam da edebilir, ya da daha alçak bir sesle özür dilemek gibi veya -daha önce bir fıkrada okuduğum gibi- “Memnun oldum ben de Ahmet” şeklinde de zekice bir cevap da verilebilir. Tepkilerin öfkeden sükunete, sükunetten mahcubiyete evrilmesi insan zekasının inceliği, mizah ve espri anlayışı ile pekâlâ mümkündür.

Üzülerek belirtmek zorundayım ki Sayın Cumhurbaşkanımızın da zaman zaman kulağa pek hoş gelmeyen sözcükleri uygun olmayan üslup ve tonlama ile kullandığına tanık olmaktayız. Bu toplumun çok da alışık olmadığı bir şeydi. Gerçi zamanında kendisi “Ben alışıldık cumhurbaşkanı değilim, olmadım, olmayacağım” demişti. Alışılmış kavramı ile de parlamenter sistemdeki yetkileri sınırlı, önüne gelen evrakları imzalayan, yabancı elçileri kabul eden, en azından yasal olarak tarafsız olan, protokol cumhurbaşkanlığını kastediyordu. Hakikaten uygulamada alışılmışın dışında bir cumhurbaşkanlığı figürü çizdi. Parti Genel Başkanlığı ile Cumhurbaşkanlığı sınırlarının tam ayrılmadığı konusu herkesin malumu.

Fakat zaman içerisinde ve olaylar o kadar dinamik bir yapı gösteriyor ki dünün alışılmamış şeyleri giderek alışılmış ve kanıksanan şeyler haline geliyor. Şaşırtmıyor insanları artık defalarca tekrarlanan sözler ve söylemler. Mevlana’nın dediği gibi “Dünle beraber gitti, cancağızım, / Ne kadar söz varsa düne ait./ Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” diye düşünmeye başlıyor herkes.

2 Comments

  1. Emin Toprak says:

    Eğer vicdanlar susturulur, insanlık değerleri çiğnenir, kulluk esas alınır, bilimsel düşüncenin yerini hamaset alır ve sadece küçük bir grubun çıkarları öncelenirse işte böyle sonuç çıkar ortaya.
    “NEDEN – SONUÇ” yasası…

  2. necmi says:

    Katkı ve değerlendirmen için çok teşekkürler Eminciğim. Bazen bu neden sonuç yasası tersten okunmaya çalışılıyor. Ama biz karınca kaderince ve dilimiz döndüğünce düşüncelerimizi ifade etmeye devam edeceğiz. İnşallah hayırlara vesile olur. Sevgi ve salam cümleten……

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Lütfen soruyu cevaplayın * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.