Denemeler Rotating Header Image

BİRAZ DA KİTAP / TOKCAY’IN SON GÜNÜ

Bu defa takipçilerimin karşısına “Tokcay’ın Son Günü” adlı kitabın tanıtımı ile çıkıyorum. Kitabın yazarı Ali Rıza Arıcan’ın bunun dışında “Pasifik Öyküleri”, “Motosiklet Üzerinde Aşk”, “The Bicycle”, “Puslu Kentin Mavisi” ve “Buz” isimleri ile yayınlanmış eserleri var. Geçtiğimiz yıl içinde birbirinden güzel hikayelerin bulunduğu Puslu Kentin Mavisi ile Buz isimli kitaplarını severek okudum. Tabii o zaman bloğumda okuduğum kitaplarla ilgili bir bölüm olmadığı için memnuniyetimi şifahi olarak sadece dost ve yakınlarımla paylaşmıştım. Biraz pandeminin zorunlu ikamet günlerini çoğaltması, biraz sevgili eşimin fikri ve çocuklarımın teknik desteği ile artık okuduğum ve değerli bulduğum kitapları bloğumda paylaşıyorum.

İlerlemiş yaşımın ve eğitimci geçmişimin getirdiği tecrübe ile ülkemiz insanlarının hayatın akışı içinde iş sahibi olma gayretlerini ben birkaç kategoride değerlendiriyorum. Özellikle eğitim almış gençliğin büyük bir bölümünü işsizler oluşturuyor. Daha sonra KPSS ve mülakat gibi engelleri aşıp kamuda görev alanlar kendini şanslı sayıyor. Bir de varlıklı bir ailede doğup, kurulu ve ilerleyen bir düzenin veliahtı olup doğarken şanslı olanlar var. Bütün bunların dışında hiçbir siyasi ve sosyal gücün katkısı olmadan, sadece ve sadece kendi hüner ve gayretleri ile var olma mücadelesini başarı ile verenler var ki bunların oranı herhalde yüzde onu geçemez. Bunların içinde daha özel bir kesim var ki, emeğini ve yeteneğini çok uzak iklimlerde ve coğrafyalarda sergileyenler, ben onlara kahraman gözü ile bakıyorum.

Ali Rıza Arıcan kitabında kendisini “1977 yılında İstanbul’da doğdu. Üniversite yıllarından beri yazıyor. Geçimini matematik öğreterek kazanıyor” şeklideki üç cümle ile tanıtmış. Tahmin ediyorum ki kendisi bunlardan ibaret değil. Çok az insanımızın başarabildiği kendine konan kalıpları zorlayan, sunulan ile yetinmeyen, soran ve sorgulayan bir düşünce yapısına sahip. Adına sadece özgürlük dediğimiz şeyi elde etmek ya da kaybetmemek uğruna gerektiğinde bedel ödemeyi de göze alabilecek doğru bir çizginin insanı. Meslektaşım olarak “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” tarifi belki de en çok ona yakışır. Asıl önemli olan bir yönü de Çin ve Tayland’da öğretmenlik mesleğini yürütürken gözlemleri, duyguları, düşünceleri, yaşanmışlıkları satırlara dökme hüneri olarak içinde saklı tuttuğu cevheri de gün yüzüne çıkararak bizleri güzel kitapları ile buluşturuyor. Bu haliyle herhalde Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin en tepesindeki kendini gerçekleştirme basamağında yerini almıştır diye düşünüyorum.

Neyse biz yine kısa romanımıza dönelim. 132 sayfalık “Tokcay’ın Son Günü” kitabının baş karakteri Tokcay adlı bir köpek. Roman bunun üzerine kurgulanmış. Tokcay 15 yaşında. Köpekler için yaşlı diyebileceğimiz bu duruma ilaveten gözleri artık görmez olmuş, vücudundaki artık tedavi olma şansı olmayan, her geçen gün ağrı ve acılarını arttıran kanser illeti ile de uğraşıyor. Veteriner umutsuz durumunu belirttikten sonra “Yaşadığı günü kar sayın” diyerek son noktayı koymuş. Kitapta anlatılanlar da Tokcay’ın penceresinden hayata, insanlara kısacası dünyaya bakışı kapsıyor.

Bu kurgu ilk bakışta biraz hayali ya da gerçek üstü gibi görünse de uyandırdığı duygularla son derece sahici bir dünya içine sokuyor okuyucuyu.

Toplumda hayvan sevgisinin farklı yansımalarını görmekteyiz. Birçokları sevgiyi sahiplenmek olarak görmez. Bu yüzden kafese kapatarak ya da tasma takarak gerçekleştirilen bir tahakkümü sevgiden ayrı tutarlar. Bir an insanlardan değil de daha önce ve fazla evrimleşmiş hayvanlardan oluşan bir dünyada insanların kafese kapatıldığını ya da tasma takıldığını düşünün. Onun için denir ki eğer hayvan kafesin kapısını açtığınızda ya da tasmasını çıkardığınızda hala sizinle yaşamayı seçiyorsa sevgi daha değerli eşitlikçi bir sevgi olur. İşte kitaptaki kahramanımız ilk çizgisini tasma takılmasına izin vermeyerek koymuş ve ömrünü ailenin eşit bir bireyi olarak kulübesinde sürdürmüştür.

Sıkça kullandığımız ama pek fazla içselleştirmediğimiz “Hayvan deyip geçmeyin” sözlerine taşıyor satırlar insanı. Tokcay’ın penceresinden kendisinin edinilme hikayesi, insanlarla ilgili düşünceleri, aşkı, sadakatı, hayal kırıklıkları, beklentileri akıcı ve büyüleyici bir dil ile anlatılmış kitapta. Son gününü yaşadığı saatlerde bir hayvan olarak verdiği insanlık dersinin ayrıntıları kitap okunduğunda daha iyi anlaşılacaktır. Bütün bunları ben bir solukta ilgiyle ve severek okudum.

Okuduğum kitaplar ile ilgili yazılarımın içine kitap içinde ilginç bulduğum anlatımlardan bazı bölümleri almayı adeta bir alışkanlık haline getirdim. Aynı şekilde bu kitaptaki birbirinden güzel ifadelerden Tokcay’ın dilinden dökülen küçük bir bölümü sizlerle paylaşarak yazımı sonlandırmak istiyorum.

……Her canlı hayatını anlamlı yaşar zaten. Yaşaması gerektiği gibi yaşar, ne eksik ne de fazla. Sizlerin sonradan uydurduğu o masallar, dışarıdan ithal edilip içeride üretilmiş süsü verdiğiniz hikayeler hayata anlam falan vermez, bilakis hayatın anlamını çalar ve yerine birilerinin diğerlerinin sömürmesini kolaylaştırmak için araçlar koyar. Siz ölüm sonrası ya da hayat öncesi masallara inanıp birbirinizi öldürür, başkaları için kan döker, bu şekilde hayatınızın bir anlama kavuştuğunu zannedersiniz. Keşke hayvanlar kadar akıllı olabilseniz, keşke o gelişmiş beyninizi mesnetsiz anlamlar üretmek yerine, var olandan verimli bir şekilde istifade etmek için kullanabilseniz. Yok ama, işinize gelince insan en gelişmiş varlık, en zeki canlı, en yaratıcı zihin. Oysa şöyle bir bakınca dünyadaki halinize ve dünyaya verdiğiniz zarara pek çok hayvan “İyi ki insan olmamışım” diyor………

…….Yaşlı ve emektar köpek Tokcay’dan yolunu şaşırmış insanlığa ufak bir ders olsun. İnsanın kendi zekasını, mutlak bir zekâ olarak görmesi ile başlıyor tüm kusur. Oysa milyonlarca olası zekadan birisidir insanın zekâsı. En akıllı, en üstün, ya da en kıvrak değildir insan; farklıdır sadece……

Teşekkürler Öğretmenim, teşekkürler Ali Rıza Arıcan.

6 Comments

  1. Ayşegül says:

    İlginç bir kitaba benziyor. İlk fırsatta alıp okuyacağım. Bu güzel tanıtım yazısı için teşekkürler. 🙂

  2. dincerm says:

    Köpekli kitaplar/filmler genelde duygusal olur, bu kitap da gözyaşlarımıza hakim olmamızı zorlayacak kitaplardan mı?

  3. Emin Toprak says:

    Kuşkusuz tüm sevgiler gibi hayvan sevgisi de kutsaldır. Benim karşı olduğum konu: hayvanların beslenme, barınma gibi doğal yaşamlarına yapılan müdahaleler ve onları kendimize benzetme çalışmalardır. Kedi-köpek, kemiği, martı balığı unutmak üzere…

  4. necmi says:

    Ayşegül Hanım
    Yazımı okuma lütfunda bulunduğunuz için çok teşekkür ederim. İnsanların dünyasına başka bir gözle bakış açısı getirmesi bakımından ben kitabı ilginç buldum. Okumanızı öneririm. Kalın sağlıcakla….

  5. necmi says:

    Sevgili Dinçer
    Yazımla ilgili değerlendirmeniz için çok teşekkürler. Evet belirttiğiniz gibi özellikle sonuna doğru duygusallık durumları yaşanıyor kitapta. İnsanın kendi cinsinin dışındaki varlıklara bakış acısını sorgulama noktasına getirmesi açısından gözyaşlarını akıtır mı bilmem ama yüreğini biraz ısıtacağı kesin. Selam ve sevgiler.

  6. necmi says:

    Sevgili Emin arkadaşım.
    Katkıların için teşekkürler. Fikirlerine tamamen katılıyorum. Öncelikle hayvanların doğal yaşamlarına yapılan müdahaleleri ben de doğru bulmam. Aşırı sevgi ve koruyuculuk eksenindeki bu gayretlerin hayvanları da mutlu ettiği kanaatinde değilim. Biraz akışına bırakmak belki en doğrusu. SELAM VE SEVGİLER…..

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Lütfen soruyu cevaplayın * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.