Denemeler Rotating Header Image

İNCE İNCE MUHARREM İNCE (2)

Ve beklenen oldu. Bundan altı ay kadar önce “Bin Günde Memleket Hareketi”ni başlatan Muharrem İnce kameraların karşısına çıkarak istifasını açıkladı. Medya, özellikle de iktidar kanadını destekleyen medya buna çok ilgi gösterdi.

Geride bıraktığı partisinin birçok konuda eleştirilecek yönü olduğuna ben de katılıyorum. Kendisinin Cumhurbaşkanı adaylığı da dahil olmak üzere seçim sonuçlarındaki başarısızlığın doğru dürüst bir özeleştirisinin yapılmaması, ardından Muharrem İnce’nin daha önce söylediklerinin tam tersi bir tutumla saman altından su yürütme çabaları zincirleme olarak bu günlere getiren hatalar zinciri oldu. Parti yönetiminin bu oluşumu Saray Projesi diye adlandırma kolaycılığı da başka bir tartışma konusu.

Muharrem İnce televizyonlarda yaptığı açıklamada hedeflerinin programının ne olduğu konusunda doğru dürüst bir açıklama yapmazken, kendi partisi için sarf ettiği “CHP artık bir tabela partisidir, Atatürk’e kefere diyenler, Mustafa Kemal deyip, Mustafa Kemal Atatürk diyemeyenler, FETÖ’cüler, Sarosçular” sözcükleri havalarda uçuştu. Cumhurbaşkanı adayı gösterildiğinde de CHP aynı CHP idi diye sormuştur birçok kişi umarım. Söylenenler kimin yararına, kimin zararına sonuç verir gibi en basit bir mantık süzgecinden geçmeden söylenmiş sözcükler topluluğu. Oysa çamur atmadan da “Biz daha iyi kadrolarla, daha iyi yöntemlerle ve daha kısa zamanda iktidara yürüyeceğiz” gibi daha aklı başında bir başlangıç yapılabilirdi. Ayrıldığın kapıyı çarpmadan önce tekrar gelebileceğini unutma derler. Eğer Memleket yürüyüşünün herhangi aşamasında “Gel Muharrem, sen bizim 2023 dahil değişmez cumhurbaşkanı adayımız olarak kalacaksın” denmiş olsa bütün bunlar yaşanmayacaktı bence.

Olaya belki iyi tarafından da bakılabilir. Muharrem İnce yaptığı açıklamada “Yüzde 50+1’e talibim. Kesinlikle cumhur ittifakının içinde olmam” dedi. Daha önce söylediklerinin arkasında durmadı ama bunun arkasında duracağını varsayalım. Seçimin ikinci tura kalması durumunda kendisine verilen oyların partisinin üst kadrosu tarafından yönlendirilmiş olsa bile, süreç iyi yönetilmemiş ise “iki yanlıştan birini seçmek zorunda değilim” noktasına getirebilir. Bu durumda da kimlerin şimdiden ellerini ovuşturarak beklediğini tahmin etmek zor olmasa gerek. 1994 yılında Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını %25 oy alarak kazanırken merkez sağın aldığı oy %37 (DYP+ANAP), merkez solun aldığı oyun da %34 (DSP+SDHP+CHP) olduğu da unutulmamalıdır.

Yıllardır gözlemlerimden şu sonuca vardım ki dine ve dindarlığa en çok zararı verenler en çok din, iman, Kâbe, ezan kavramlarını her daim dilinden düşürmeyenlerdir. Aynı şey diğer kanatlar içinde geçerli. Atatürk’e ve Atatürkçülüğe en çok zarar verenler de en çok diline dolayanlardır diye düşünüyorum. Atatürk’ün yeterince tanınıp anlaşılmadığı da bir gerçek. Atatürk yola çıkarken yanında kendini anlayan insan sayısı bir elin parmakları kadar bile değildi. Dikensiz gül bahçesi olmadı Atatürk’ün dünyası. Önemli olan farklı insanları ortak hedeflerde buluşturma ve motive etme kapasitesidir. Armudun çöpü, üzümün sapı çapsızlığına takılsaydı etrafında kaç kişi kalırdı Atatürk’ün.

İki örnek geldi aklıma. Fethi Okyar Osmanlı Hükümetinin Bahriye Nazırı olarak devletin adeta idam fermanı olan Mondros Ateşkes antlaşmasını imzalayan kişi. Ama Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’le beraber, hatta kısa süre başbakanlık yapıyor, Serbest Fırkayı kuruyor, Büyükelçilikte bulunuyor. Keza yine Celal Bayar Atatürk’ün son Başbakanı. Kimin yerine? Yıllarca Atatürk’le kader birliği etmiş İsmet paşanın yerine. O Celal Bayar ki daha sonra Demokrat Parti’yi kurarak siyaset sahnesinde yer alacak kişi. Atatürk kiminle nereye kadar yürüneceğini, kimden ne kadar istifade edileceğini bilen kişi. Onu sakız gibi, papağan gibi tekrarlamanın, ya da her önünüze geleni şunu dedi bunu dedi ile yargılamanın ona da faydası olamaz siyasi geleceğinize de. Olan sadece millete olur.

Bu hareketin sonu ne olur. Sadece bir tepki hareketinden çıkılmış olan bir yolun ömrü ne kadar olur şimdilik belirsiz gibi görünüyor. Faydasının ne olacağını bilemem ama zararının epey olacağını tahmin ediyorum. İnşallah yanılırım. Yazılarımı fıkralarla süslemek artık bir gelenek haline geldi. Buyurun bakalım…

Cehennem, insanların günahlarının cezasını çektiği yer olarak tarif edilir dini inançlar açısından. Olabildiğince korkunç senaryolar duymuşuzdur bununla ilgili olarak. İşte orada büyük kaynayan kazanlar varmış. Günahkâr insanlar da içlerine atılıyormuş. Can havli ile dışarı çıkmak isteyenler için de her kazanın başında eli sopalı bir zebani varmış, çıkanın başına vurup tekrar kazana düşmesini sağlamak için. Fakat kazanın birinin başında zebani falan yokmuş. Burada neden zebani yok diye sorulduğunda “O kazana (…..)ları atıyoruz. Oraya zebani koymaya gerek yok. Çıkmaya çalışan olursa diğerleri ayağından onu geri çekiyor” diye cevap vermiş. Artık bu (……) olan yere istediğiniz kişiyi, grubu, yapılanmayı koyabilirsiniz.

2 Comments

  1. Emin Toprak says:

    Sevgili Necmi; İnce, halktan aldığı desteği gelecek için değerlendirmek yerine “ben neymişim be!” deyip grup disiplinine uymadı. Sadece “ben” diyen bu kariyerist kişinin gruptan ayrılması, gruba zarar değil yarar sağlar. Eline sağlık.

  2. necmi says:

    Teşekkürler Emin arkadaş. İnşallah gelişmeler senin tahmin ettiğin doğrultuda olur.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Lütfen soruyu cevaplayın * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.