Denemeler Rotating Header Image

eleştiri

BİRAZ DA KİTAP / LİYAKAT

“Liyakat, bir kişinin kendisine iş verilirken güven duyulmasını sağlayan kalitesi ve o işe layık olması anlamına geliyor” şeklinde bir giriş yapmış Candaş Tolga Işık “Liyakat” kitabının önsözünde. 117 sayfalık kitabı yaklaşık 25 sayfa kadar görsellerle ilginç hale gelmiş. Bu haliyle adeta çerez kıvamında bulduğum kitabı bitirmek için birkaç saat yetti bana.

Hepimiz günlük hayatta liyakat ya da liyakatsizlik hakkında çok şey söyler dururuz. En dar tanımı ile layık olmayan birinin çeşitli usullerle layık olanın yerine bir işe ya da makama oturması olarak canlanır zihnimizde bu durum. Bu haliyle sanki iki kişiyi ilgilendiren bu durumu Candaş Tolga Işık kitabında 20’den fazla başlık altında daha etraflıca incelemiş ve ne yazık ki endişelerimizin biraz daha artmasına neden olmuştur. Geniş anlamı ile liyakatsizliğin kurumların içinin boşaltılması sonucunu doğurduğu tespitine varmaktadır yazar. İçinin boşaltılması kavramının da yolsuzluk, hortumculuk, vurgunculuk ve daha öte kurumların ehil ellere teslim edilmeyerek değersizleştirilmesi ve itibarsızlaştırılması tehlikesine dikkat çekilmektedir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / VEBA GECELERİ

Orhan Pamuk’un sadece ülkemizde değil dünyada da çok bilinen ve çok fazla okuyucusu olan bir yazar olduğunu biliyoruz. Ben de daha önce birkaç kitabını okudum. Kolay ve sıkılmadan okuduklarım da oldu, üslubundan ve içinden çıkamadığım ayrıntılarından dolayı zorlanarak okuduklarım da. “Cevdet Bey ve Oğulları”, ”Yeni Hayat”, ”Kar”, ”Masumiyet Müzesi” kitaplarını okurken zorlanmadım ama “Benim Adım Kırmızı” adlı romanını okurken epey zorlandım diyebilirim. Tanıtımını yapacağım “Veba Geceleri” kitabının da bazı bölümleri biraz zorladı beni. Beğeneni de beğenmeyeni de fazla olan bir yazar Orhan Pamuk. Sadece yazdıkları ile değil, durumu ve duruşu ile de eleştirildiği çok oluyor. Kitapları 63 dile çevrilmiş, Türkiye’de 2, yurt dışında da 11 milyon olmak üzere toplam 13 milyon kitabı satıldığını düşünürsek hakkını da teslim etmek gerekir diye düşünüyorum.

“Veba Geceleri” romanına gelince, II. Abdülhamit’in devri iktidarında Osmanlı bandıralı “Aziziye” adlı bir geminin çok özel bir görevle Çin’e yapacağı yolculuk ile giriliyor konuya. On yedi kişiden oluşan yolcu heyetinin görevi Çin’deki öfkeli Müslümanlara nasihat edip hızla gelişen batı karşıtı halk isyanına katılmalarını engellemek. Heyette din adamı, asker, bürokrat ve çevirmenlerin yanı sıra Abdülhamit’in yeni evlendirdiği yeğeni Pakize Sultan ve kocası Damat Doktor Nuri Bey de vardır. Açıklanan rotada olmamasına rağmen İzmir limanına uğrayan gemiye İmparatorluğun sağlık başmüfettişi kimyager ve eczacı Bonkowski Paşa ve yardımcısı Doktor İlias da alınır. Yolculuğuna devam eden vapur yine rotasında küçük bir sapma yaparak son bindirdiği bu iki yolcuyu Osmanlının 29. Vilayeti olarak tarif edilen Minger Adasına sessiz sedasız indirir ve yoluna devam eder.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR

İlber Ortaylı’nın bir kitabı ile buluşuyoruz bu kez sevgili okurlarımla. İlber Hoca’nın okuyucusu olmak kadar dinleyicisi olmak da keyif veriyor bana. “BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR” kitabı da söyleşi formatında yazılmış bir kitap. Gazeteci Yenal Bilgici’nin insan yaşamı ile ilgili sorduğu sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş. Zaman zaman televizyonlardaki programlarda da izlemekteyiz Ortaylı’yı. İzleyicisi olmaktan herkesin kazançlı çıkacağı yazar bu kitabında daha çok gençlere hayatta doğru seçimler yapmaları için önerilerde bulunuyor. İnsanların, özellikle gençlerin, nasihat dinlemek pek hoşuna gitmez ama söz konusu İlber Hoca olunca derin birikimi, samimi ve sahici üslubu ile sohbet ne kadar uzun sürse de insan yine sıkılmıyor. Çok aşağılayıcı bir söz olarak kullanılan “Cahil” sözcüğü herhalde onun dilinde olduğu kadar başka kimsede sevimli görünmez.

Birçokları tarafından bilinmesine rağmen kariyeri ve eserleri ile ilgili kısa bir hatırlatma yapmakta yarar var. 1947 doğumlu olan İlber Ortaylı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ile aynı üniversitenin Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Tarih bölümünü bitirmiş. Viyana ve Chicago Üniversitelerinde de eğitimini sürdürmüş. Viyana Cambridge, Kudüs, Oxford, Berlin ve Moskova Üniversitelerinde dersler, seminerler ve konferanslar vermiş. Ankara Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler Fakültesinde Bilim Dalı Başkanlığı da yapan Ortaylı 2005-2012 tarihleri arasında Topkapı Sarayı Müze Başkanlığı görevini de yürütür. Halen Galatasaray Üniversitesi’nde ders vermeye devam eden Ortaylı Almanca, İngilizce, Fransızca, Rusça ve Fars Dillerini bilmektedir. Bazılarını benim de okumuş olduğum eserleri de şöyle sıralanabilir: Osmanlı Devleti’nde Kadı, İlber Ortaylı Seyahatnamesi, Cumhuriyetin İlk Yüzyılı, Türklerin Altın Çağı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Osmanlı Toplumunda Aile, Türkiye’nin Yakın Tarihi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Defterimden Portreler, Ottoman Studies, İstanbul’dan Sayfalar.

Ortaylı, insan hayatında 12-25 yaş döneminin çok önemli olduğunu, bir çok kazanımların bu döneme ait olduğunu, o yaş aralığında alınan eğitimin, okunan kitapların, gezilen yerlerin, seyredilen filmlerin daha kalıcı olduğunu, 40-55 yaşlarının olgunluk ve üretkenliğe uygun olduğu görüşünü ileri sürmektedir. Ülke dışında eğitim almak isteyenler için de Avrupa, Amerika seçeneklerini değil, doğuyu batıyı bir arada öğreten İsrail’i işaret etmektedir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / YİNE ÜÇÜ BİR ARADA

Fıkrayı çoğumuz duymuştur. Olayın geçtiği il anlatımlarda farklı olabilir, vakti zamanında muhtemeldir ki Cumhuriyetin ilk yıllarında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Sivas’ta bir konser verir. Konser günü salon ful doludur. Orkestra Beethoven’den Mozart’a, tüm dünya klasiklerini icra eder. Her parçadan sonra şefin salonu selamlaması ile birlikte büyük bir alkış fırtınası kopar. Konser sonunda da aynı şekilde ayakta alkışlanarak hayranlıklar en üst noktada ifade edilir. Daha sonra yörenin ya da konserin en yetkili ağzı bir teşekkür konuşması yaparak gösterilen ilgiden çok duygulandıklarını belirtir. Anadolu insanının sanattan anlamayacağı şeklindeki görüşlerin ne kadar isabetsiz olduğuna dair en iyi cevabı halkın alkışları ile verdiğini vurgular. Konser çıkışında da gazeteciler halkın görüşlerine başvurmak isterler ve orta yaşlı bir amcaya konseri nasıl bulduklarını sorarlar. O da “Sivas Sivas olalı böyle zulüm görmedi begim” der. Gazeteci biraz daha açıklama isteyince amca samimi olarak anlatmaya başlar.” “Vali emir buyurmuş, karakol komutanı da bizi buraya getirdi ve gözünüz bende olacak işaretimle alkışlayacak ya da alkışı keseceksiniz diye talimat verdi. Biz de aynen onun dediğini yaptık” diye açıklamasını sürdürmüş. Böyle bir olay belki de hiç yaşanmamıştır ama toplumda istenmeden ve gönülsüzce yapılan işlerdeki duygusal durumu anlatmak için “……….olalı böyle zulüm görmedi” diye hep söylenir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın