Denemeler Rotating Header Image

BİRAZ DA KİTAP / VEBA GECELERİ

Orhan Pamuk’un sadece ülkemizde değil dünyada da çok bilinen ve çok fazla okuyucusu olan bir yazar olduğunu biliyoruz. Ben de daha önce birkaç kitabını okudum. Kolay ve sıkılmadan okuduklarım da oldu, üslubundan ve içinden çıkamadığım ayrıntılarından dolayı zorlanarak okuduklarım da. “Cevdet Bey ve Oğulları”, ”Yeni Hayat”, ”Kar”, ”Masumiyet Müzesi” kitaplarını okurken zorlanmadım ama “Benim Adım Kırmızı” adlı romanını okurken epey zorlandım diyebilirim. Tanıtımını yapacağım “Veba Geceleri” kitabının da bazı bölümleri biraz zorladı beni. Beğeneni de beğenmeyeni de fazla olan bir yazar Orhan Pamuk. Sadece yazdıkları ile değil, durumu ve duruşu ile de eleştirildiği çok oluyor. Kitapları 63 dile çevrilmiş, Türkiye’de 2, yurt dışında da 11 milyon olmak üzere toplam 13 milyon kitabı satıldığını düşünürsek hakkını da teslim etmek gerekir diye düşünüyorum.

“Veba Geceleri” romanına gelince, II. Abdülhamit’in devri iktidarında Osmanlı bandıralı “Aziziye” adlı bir geminin çok özel bir görevle Çin’e yapacağı yolculuk ile giriliyor konuya. On yedi kişiden oluşan yolcu heyetinin görevi Çin’deki öfkeli Müslümanlara nasihat edip hızla gelişen batı karşıtı halk isyanına katılmalarını engellemek. Heyette din adamı, asker, bürokrat ve çevirmenlerin yanı sıra Abdülhamit’in yeni evlendirdiği yeğeni Pakize Sultan ve kocası Damat Doktor Nuri Bey de vardır. Açıklanan rotada olmamasına rağmen İzmir limanına uğrayan gemiye İmparatorluğun sağlık başmüfettişi kimyager ve eczacı Bonkowski Paşa ve yardımcısı Doktor İlias da alınır. Yolculuğuna devam eden vapur yine rotasında küçük bir sapma yaparak son bindirdiği bu iki yolcuyu Osmanlının 29. Vilayeti olarak tarif edilen Minger Adasına sessiz sedasız indirir ve yoluna devam eder.

Minger adası yarısı Müslüman, yarısı Ortodoks Hristiyan’dan oluşan 80 bin kadar nüfusu olan bir vilayetidir Osmanlının. Bonkowski Paşa ve yardımcısının görevi henüz söylenti olan bulaşıcı hastalıkla ilgili inceleme yapmak ve gerektiğinde de karantina sürecinin uygulanmasını organize etmektir. Fakat adada işler istedikleri gibi gitmez. Başta Vali Sami Paşa, Hristiyan ve Müslüman halk, seyahat şirketleri, esnaf takımı ne hastalığı ne de karantinayı kabul etmek istemezler. Oysa Veba bir kez başını göstermiştir ve acil karantina dahil önlemler alınmalıdır. Bu arada Bonkowski Paşa esrarengiz bir cinayete kurban gider. Şüpheler karantina karşıtlarını göstermektedir.

Bu arada yoluna devam eden “Aziziye” vapuru İskenderiye’ye ulaşmıştır. Padişah II. Abdülhamit’in emri ile rotası tekrar değiştirerek Minger adası açıklarına gelir ve Pakize Sultan ile eşi Damat Doktor Nuri’yi adaya bırakır. Bu son iki yolcunun görevi de hem Bonkowski paşanın katilini bulmak hem de onun yarım bıraktığı işi tamamlamaktır. Böylelikle yeni evli çift kendilerini çok zorlu bir görevin içinde bulurlar. Adada kendilerine nezaret etmek ve güvenliklerini sağlamak için Kolağası Kamil adındaki genç bir subay görevlendirilir.

Vali Sami Paşa ve diğer bürokrasinin yavaştan alması, idare-i maslahatçı yaklaşım ne cinayetin aydınlanmasını ne de kendini hissettirmeye başlayan salgına karşı tedbir almayı mümkün kılmıştır. Ada içinde ve dış dünyaya karşı karantina ilanı geciktikçe yayılan söylentiler insanlarda panik yaratmakta, karantina ilan edilmeden durumu iyi olanlar adayı terk etme yolları aramaktadır. Neticede geç de olsa karantina tedbirleri alınır ancak tarikat şeyhlerinin ve diğer dini grupların tepkisi ile tam olarak uygulanamaz. Son derece nitelikli bir kişiliğe sahip olan Kolağası Kamil’in karantina bölüğü oluşturmasına rağmen hastalığın yayılma hızı bir türlü önlenemez.

Vali Sami Paşa bir yandan İstanbul’un, bir yandan adadaki tarikat liderlerinin, bir yandan her biri konsolos gibi çalışan ve arkalarına ülkelerini alan İngiliz ve Fransız seyahat şirketlerinin baskısından bunalmıştır. En önde gelen tarikat lideri Şeyh Sadullah Efendi karantinayı destekleyici bir durum sergilememiştir. Tam bu esnada Kolağası Kamil adanın dış dünya ile tek bağlantı merkezi olan postaneyi işgal eder ve o yıllarda sadece telgrafla yürütülen haberleşme kesildiği için bir süreliğine de olsa rahat çalışma imkanı bulurlar. Sert tedbirlerle de olsa karantina bir şekilde uygulanmaya başlanmıştır. Bu arada dış dünya adanın vebanın merkezi olduğu gerekçesi ile ada kordon altına alınmasını sağlamıştır bile.

Bütün bu karmaşa içinde İstanbul’dan Vali Sami Paşa’nın başka bir göreve atandığı ve yeni valinin de yola çıktığı haberi ulaşır Vilayet merkezine. Bu işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirir. Gelen yeni Vali sağlık nedeni ile karantinaya alınır. Giderek otorite boşluğu doğmaya başlar. Eski bir müridin etrafında toplanan bir kalabalık yeni atanmış valiyi görevine başlatmak için karantinada tutulduğu kaleden alıp vilayet binasına gelir. Silahlar çekilir hedef gözetilmeden yaşanan bu arbedede başta yeni atanan vali olmak üzere hayatını kaybedenler olur ve çok sayıda yaralananlar olur. Postane işgalinde olduğu gibi Kolağası Kamil burada da bir inisiyatif alarak hakimiyet sağlar ve daha da ileri giderek Vilayet Balkonuna çıkıp “Minger Mingerlilerindir” diye başlayan bir konuşma yaparak artık bağımsız bir devlet olduklarını ilan eder. Hemen oracıkta yapılan toplantıda “Ana dil Mingercedir, resmi dil Türkçe ve Rumca’dır” diye başlayan yeni minik devletin esasları tespit edilir. Vali Sami Paşa Baş Nazır, Kolağası Kamil’in rütbesi Ferikliğe yükseltilirken aynı zamanda kurucu devlet başkanı kabul edilir. Diğer kamu görevlileri de ilgili bakanlıklarda görevlendirilerek teşkilatlanma tamamlanır. İhtilal ya da devrim denen bu gelişme adada yeni bir canlanma ve salgının önlenmesi ile ilgili de gözle hissedilir bir ilerleme sağlar. Karantina ile ilgili radikal tedbirler alınır. Tarikat şeyhlerinin olumsuz yaklaşımlarına izin verilmez. Cami ve kiliselerde ibadetler yasaklanır. Damat Doktor Nuri de bu çalışmalara etkin olarak katılmaktadır. Ne var ki Kolağası Kamil yani devlet başkanının önce çok sevdiği eşi Zeynep ve daha sonra da kendisi vebadan hayatını kaybedince Ada Devlet tekrar bir otorite boşluğuna düşer. Beliren kaos ortamından yararlanan Şeyh Sadullah ve adamları yönetimi ele geçirir, Sadullah Devlet Başkanı, onun yardımcısı olan Nimetullah Efendi de Baş Nazır olmuştur.

Tarikatçı yönetimin ilk işi karantina tedbirlerini kaldırmak ve ibadethaneleri açmak olur. Zaten daha önceden de ne hastalığa ne de karantinaya inanmayan bu anlayışın yönetimi sonucu salgın iyice artar. Başta eski Vali ve Baş Nazır Sami Paşa olmak üzere birçok kişi idam edilir. Önceleri 10-15 arasında olan günlük ölü sayısı 50’nin üzerine çıkar. Bütün bu gelişmeleri üzüntü ile seyreden Pakize Sultan ve eşi Damat Doktor Nuri bir şey yapamamanın acısını çekmektedirler. Bir ara Doktor Nuri tutuklanır. Pakize Sultan’a formaliteden Şeyh Dadullah ile nikah kıymaları karşılığında eşinin serbest kalacağı söylenir. Bu tamamen dış dünyaya karşı verilecek bir fotoğraf için gereklidir. Çaresiz bu istek yerine getirilir. Bir ay kadar devam eden bu dönemin özelliği terör devleti olarak tarif edilebilir. Ancak Şeyh Sadullah’ın da bir gün vebaya yakalanması ve hayatını kaybetmesi belki de bir dönüm noktası olacaktır. Karantinanın ve kısıtlamaların kaldırılması sonucu gelinen feci durum Baş Nazır Nimetullah Efendiyi de pes ettirmiştir. Pakize Sultan ve eşi Doktor Nuri Bey’den yardım isterler. Yeni düzenlemeye göre Nimetullah dünyevi işlerden uzaklaşarak tekrar tekkesine dönecek, Pakize Sultan Kraliçe, eşi de Baş Nazır olarak devleti yöneteceklerdir. Yani İngiltere tarzı bir monarşi.

Pakize Sultan ve Eşi Doktor Nuri Bey Kolağası Kamil (Kurucu Başkan) den kalan heyecanla tekrar sıfırdan işe koyulurlar. Kendilerine yerel halk da destek olur, çok zorlu bir mücadeleden sonra akılcı önlemlerle başta veba olmak üzere birçok problemin üstesinden gelirler. Bu arada salgın önlendiği için dış abluka da kalkmıştır. Bu defa Osmanlının ya da başka bir devletin adayı işgal etme endişeleri yaşamaya başlarlar. Bir yandan da “Minger Mingerlilerindir” anlayışının körüklediği bir muhalefet hareketi de başlamaktadır. Bunun içinde yıllardır bürokraside çok başarılı olmuş Murakabe Müdürü Mazhar yer almaktadır. Yine bir gün gece vakti Kraliçe ve eşi güvenliklerinin tehlikede olduğu gerekçesi ile önce bir başka bölgeye götürülürler. Daha sonra da bir sandala bindirilerek açıkta aylardır beklemekte olan “Aziziye” vapurunda bulurlar kendilerini. Artık adada Murakabeci Mazhar dönemi başlamıştır.

Romanın 500 sayfalık bölümü bu şekilde sona erdikten sonra 35-40 sayfalık “Yıllar Sonra” adlı bölüme geçilmektedir. Yazar bundan sonraki bölümü-hatta romanın önsözünü-, Pakize Sultan ve eşinin birkaç kuşak sonraki (Mina Mingerli) torununun ağzından anlatılmaktadır.

“Aziziye” vapuru altı aylık bir gecikmeden sonra Çin’e vardığında artık iç savaş sona ermiş ve kendilerine yapacak bir şey kalmamıştır. Pakize Sultan ve eşi İstanbul’u çok özlemiş olmalarına rağmen II. Abdülhamit tarafından hıyaneti vataniye suçu ile yargılanacakları endişesi ile Hong Kong’ta kalmaya karar verirler. Hong Kong’un Viktorya bölgesinde kiraladıkları bir evde 25 yıl yaşarlar, (Romanın burasına gelince içim bir tuhaf oldu. Daha önce üç kez gittiğim bu coğrafyayı, orada yaşayan, bu kitap ve nice kitaplarla beni buluşturan oğlum Dinçer ve kızımız Müge’yi ve sevgili torunum Ada’yı hatırladım. Bu vesile ile onlara teşekkürlerimi selamlarımı, sevgilerimi sunuyorum.) Doktor Nuri bey mesleğini Tung Wah Hastanesinde İstanbul özlemi içinde yaşarken Birinci Dünya Savaşı çıkmış, Osmanlı yenilmiş, Kurtuluş Savaşı gerçekleştirilmiş, saltanat ve hilafetin kaldırılması gibi çok hızlı gelişmeler yaşanmıştır Bu defa Osmanlı hanedanından 156 kişinin sürgün edilmesi kararı dönüşlerini imkansız kılmıştır. Pakize Sultan bu defa rotasını İstanbul’a değil ama Fransa’ya çevirmiştir. Marsilya’da bir hastanede iş bulan eşi ile hayatını sürdürmeye başlamıştır.

Romanını örüntüsü olan olaylar ve olgular yukarıda özetlendiği gibidir. Tabii 537 sayfadan oluşan kitap bunlardan daha fazlasını barındırıyor. Kolağası Kamil ile Zeynep’in, Pakize Sultan ile Doktor Nuri’nin, -evli olduğu eşi İstanbul’da olan Vali Sami Paşa’nın Marika ile yaşadığı yasak ilişki romanın bütünlüğünde çok güzel işlenmiş.

Romanda anlatılan yerler, olaylar, kişiler o kadar tanıdık geliyor ki insan “Acaba bunların hepsi gerçek olabilir mi?” diye düşünmeden edemiyor. Bahsi geçen Minger Adası’nın kitabın başında ve sonunda yer alan -Piri Reis’in yaptıklarına benzer- haritayı ve oradaki kale, kilise, otel, cami gibi ayrıntıları görünce gerçek olabileceğine dair inancınız daha da güçleniyor. Fakat kısa bir İnternet araştırması yapıldığında bunun ütopik ve kurgusal bir coğrafya olduğu öğreniliyor. Fakat eserin ilerleyen bölümündeki kişi ve olayların ele alınması ilgili üslup ve sürükleyicilik nereye kadar kurgu ve hayal gücü, nereden itibaren gerçeklikleri yansıtıyor bunu anlamak zor.

Birçok romanı okurken yazarın konuyu seçimi, ifade kabiliyeti, hayal gücü gibi özelliklerini takdir etmişimdir. Bazı romanlarda bunların dışında -ki Orhan Pamuk’un romanlarında buna rastlıyoruz- konu, kişi ve karakterlerle ilgili derin bir arşiv araştırması yapıldığını görüyorsunuz. Romanın yazarını bu da değerli kılıyor bence.

Uzunca bir zamandır yaşadığımız pandemi sürecinde kitabı okuduğum için ister istemez bazı bağlantıları da kurmak zorunda kalıyor okuyucu. Çok acımasız bir salgın ile mücadele verilirken adadaki insanların inançlarının, çıkarlarının, geleneklerinin nasıl etkili olduğu, bu tür salgınlarla yeterince mücadele edilmezse sonunun nereye varacağı çok dramatik biçimde anlatılıyor. Okunacak ise özellikle bu günlerde okunmasının daha iyi olacağını düşünüyorum.

5 Comments

  1. dincerm says:

    Tung Wah Hastanesi de mevcut gerçek hayatta, acaba oraya gidip bir soruştursak mı Nuri Bey’i…

  2. necmi says:

    Dedim ya nereye kadar kurgu,neresi gerçek çözemiyor insan. Ama bir bak istersen belki bir ize rastlarsın Doktor Nuri’den.

  3. Emin Toprak says:

    Sevgili Necmi; Öyle bir ‘özet’ yapmışsın ki, bu da bana okuma sırasını bekleyen “Veba Geceleri” ni “Acaba okuyayım mı, okumayayım mı?” İkilemi yaşattı.
    Böylesi özetler yazar ve yayın evlerininin hoşuna gitmez. Fakat edebiyat ödevi hazırlayanlar için bulunmaz bir fırsat olmuş.
    Eline sağlık. Sevgi ve saygıyla…

  4. necmi says:

    Çok doğru söylüyorsun Emin arkadaş. Filimin sonunu söylemek gibi bir hadsizlik benim yaptığım. Bu defa böyle oldu ne yapayım. Ama roman sadece konudan ibaret değil. Onun içini dolduran ifade zenginliğini de tatmak gerekir. Belki benim kaçırdığım yerler vardır, sen yine de oku. Teşekkür ve selamlar…

  5. Leman Öztürk says:

    Detaylı anlatımınla okumuş kadar oldum, Necmiciğim, akıcı, sürükleyici, bazı kitaplarında olduğu gibi tekrarlara düşülmemiş bir eser anladığım. Teşekkürler emeğine sağlık.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Lütfen soruyu cevaplayın * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.