Denemeler Rotating Header Image

O NE YAZDI ÖYLE / 2

Torunlarımla vakit geçirirken bazan içimde yaşadığım duygular ile ilgili sorgular buluyorum kendimi. Geçmişe dönüp değerlendirme yaptığımda torunları ile olan ilişkiyi çocuklarımızla olan ilişki ile kıyasladığımızda torunları özel yapan ne olabilirdi? Çocuklarımızla geçirdiğimiz vakitlerin ne kadarı onlara adanmış vakitlerdi? Onları beslemek, büyütmek, giydirmek, uyutmak, banyo yaptırmak, okul ihtiyaçlarını gidermek gibi işler hayatımızın ve enerjimizin büyük bir bölümünü almış olsa da bunlar çocuğa ayrılmış bir zaman olarak kabul edilebilir mi? İşte torunlarla olan ilişkilerde işin o kısımları başkalarına ait olduğu için geçirilen zaman daha sade ve sahiciydi.

Bir önceki yazıda adı çok geçen Suzi ve kedi kızımı da tanımanızı isterim. Geçtiğimiz yıl küçük oğlum da Hong Kong’a gidince birkaç yıldan beri kendilerinin besledikleri kediyi bize verdiler. Dişi olduğu için “Kızım” adını verdikleri kedi o günden bu yana bizim ailemizin bir parçası olmuştur. Önceleri biraz mesafeli başlayan ilişkimiz sonraları iyice yoluna girdi. Artık biz onsuz o bizsiz olamıyor. Bu arada kedilerle ilgili yeni yeni şeyler öğreniyorduk. Bazen televizyon seyrederken kucağımıza gelip kıvrılıyor, okşanmasına izin veriyor. Bir ara aklına bir şey gelip fırlayıp gidiyor. Biz kucağımıza alıp sevmek istediğimizde kesinlikle kaçıyor ve bizlere adeta “Beni ancak ben izin verdiğim zaman sevebilirsiniz” mesajı veriyordu. Saklanma konusunda da çok becerikliydi kızımız. Küçücük evde bazen saatlerce arayıp bulamadığımız oluyordu. İşte Torunumuz Ada da kedimiz ile geçirdiğimiz maceralara dinlemeye bayılıyordu.

Suzi’ye gelince ise, kendisi bizim marketten aldığımız aslında pek de albenisi olmayan bezden yapılmış basit oyuncak bir bebekti nihayetinde. Hatta onun sahip olduğu oyuncakların yanında çok mu basit oldu acaba diye düşünmüştük alırken. Ada ona Suzi adını verdi. O kadar teknolojik, rengarenk adeta benim bile oynamak için can attığım oyuncaklar arasında Suzi kadar onun dünyasını kaplayan başka bir oyuncak yoktu diyebilirim. Bütün hikayeler onun üzerine kuruluyordu. Ada altı aylık iken de salonda önüne atılan bir sürü oyuncak yerine boş bir peçete kutusu ile dakikalarca oynaması bizi çok şaşırtmıştı.

Oyuncak ve çocuğa yönelik yapılan harcamalar ile ilgili olarak herhalde bizim jenerasyon pek şanslı sayılmazdı. Hatırladığım kadarı ile benim bir çıngırak dışında pek bir oyuncağım olmamıştı. Bu hiç oyuncaksız büyüdüğümüz anlamına gelmez elbette. Söğüt dalından düdüklerin, kamıştan yapılan kavalların sesi hala kulağımda. Ayçiçeği sapından yaptığımız atın süratine diyecek yoktu. Tahta bir sandığa monte edilen 4 yuvarlak tahta parçası ise arabamız oluyordu. Daha ileriki yaşlarda çelik çomak oyunu için kullanılan gereçlerde moda deyimi ile tamamen yerli ve milli idi. Çocuklarımız ise bize göre daha şanslı idi. Gücümüz yettiğince istek ve arzularını yerine getirmeye çalıştık. Tüm istek ve arzularını yerine getirebildik diyemem. Biliyorduk ki istekler sınırsız ama imkanlar sınırlı idi. “Bu ay olmaz, biraz erteleyelim, ben daha sonra sana daha iyisini alırım” gibi gerekçelerle bazen vazgeçirme bazen erteleme seanslarımız oluyordu.

Şimdiki nesil, yani torunlarımızın nesli ise hem çok şanslı hem çok şanssız diye düşünüyorum. Birçok şey daha istek ihtiyaç, arzu ve talep olmadan karşılanıyor. Özellikle ebeveynler çocukları oyuncağa ve diğer materyallere boğuyor dersem abartmış olmam. Kuşkusuz bu herkes için geçerli değil tabii. Bunun temelinde bilinçli ana-babalar olarak çocukların geleceğini düşünme ve onlara olan sevgilerini ifade etme dürtüsü olduğu tahmin edilebilir. Ya da kendi çocukluklarında giderilmemiş olan istek ve arzuların “biz alamadık çocuklarımız alsın” şeklinde yansıması olarak da yorumlamak mümkün. Çocuk eğitimi konusundaki yetkili otoriteler gereğinden çok oyuncak ve materyalin aynı anda çocuğa sunulmasının doğru olmadığını, çocuğun dikkatini dağıtmasına neden olacağını belirtmektedirler. Herhangi bir şekilde alınmış olsa bile bir yerlerde saklanarak çocuğun gelişim ve öğrenme seyrine göre zamanı geldikçe verilmesi gerektiğini de öğütlemektedirler.

One Comment

  1. Nuray says:

    Torunlarımız hayatımıza renk kattı aynı şekilde kızım da ( kedi torunumuz) hayatımızı hareketlendirdi, altı üstü derken gün boyu onunla konuşurken buluyoruz kendimizi.

Leave a Reply

Your email address will not be published.