BİRAZ DA KİTAP / DEVRİMCİ BEYİN

Richard O’Connor tarafından yazılan ve sizlere tanıtımını yapacağım “Devrimci Beyin” kitabını Muratlı’da geçirdiğimiz günlerde halk kütüphanesinden ödünç aldım ve okudum.

İnsan denilen muazzam organizmanın bana göre en harika iki organı nedir deseler ben kalp ve beyin derim.

Teknik olarak kalbi vücudumuzun bütün noktalarına kanı pompalayan devridaim makinası olarak tarif ederler. Acaba durum sadece bundan mı ibaret? O zaman yüreğin “cız” etmesini, kalbimi sana verdim, içim seninle dolu, seni kalbimden söküp attım söylemlerini nereye oturtacağız. Ya da “Gönül ne kahve ister ne kahvehane. Gönül bir dost ister kahve bahane” derken tarif ve davet edilen yer neresi ola ki?

Beyin ise kendisi ve işleyişi ile ilgili çok şey söylenmiş ve çok şey yazılmış olmasına rağmen hala bir muamma. Algılama, depolama, işleme, tepki verme gibi birçok unsuru içinde bulunduran bu kütle hala esrarını koruyor. Düşünsenize en çorak, en kısır ve olumsuz koşullardan mutluluk üretebiliyor. Diğer yandan en cömert, en münbit ve en olumlu koşullarda mutsuzluklar üretebiliyor. Dahası bunu aynı kişide aynı beyin yapabiliyor.

Richard O’Connor’un “Devrimci Beyin” kitabını kafamdaki bu düşünceler yığını eşliğinde okudum. Kitabın ana konusu birinci bölümde “Birlikte Çalışmayan İki Beyin” başlığından hareketle insan denen varlığın bazen farkında olduğu, bazen farkında bile olmadığı kötü, olumsuz alışkanlıkların ortadan kaldırılmasına yönelik bir çalışma diyebiliriz. Yazar davranışların edinilme, pekiştirme ve nihayetinde değiştirme çabalarını Otomatik beyin ve Bilinçli beyin kavramları üzerine inşa etmiş. Daha çok otomatik benliğe mal edilen olumsuz alışkanlıkların değişim işini de bilinçli benliğe yüklemiş diyebiliriz.

Kötü alışkanlık deyince hepimizin aklına uyuşturucu, sigara, alkol, kumar, kendisine ve başkalarına zarar vermek gibi birkaç başlık gelir. Oysa kitabın ilk sayfalarında hırsızlıktan, mükemmeliyetçiliğe, ekran bağımlılığından cinsel yozlaşmaya elliden fazla başlık sıralandığını görünce birçoğumuzun varlığını bile hissetmediğimiz olumsuz alışkanların farkındalığı yaşanıyor.

Bahsi geçen bu olumsuz alışkanlıklar kitapta 13 bölüm halinde derinliğine irdeleniyor, örnek olaylar ve yaşanmışlıklarla okuyucu konunun içine daha fazla dahil ediliyor. Bölüm aralarında ve sonlarına doğru belli egzersiz çalışmaları ile de sadece bilgi düzeyinde değil somut bir yol haritası da çiziliyor.

Kitabın bölümlerini okumaya başladığınızda; kendine zarar verme mekanizması, kılık değiştirmiş korkular, çatışma, isyankâr davranışlar, mağdur sendromu, suçluluk duyguları, narsizm, kendinden nefret etme, kendini gerçekleştiren kehanet, beyin yıkanması ve tükenmişlik sendromu, kısır döngü haline gelen stres, maddesel bağımlılıklar, davranışsal bağımlılıklar, kasvet ve korku durumları, utanç ve ayıplanma yaşayışlarının derinliğine analiz edildiği görülüyor.

Bu ve daha önceki yazılarımda kitapların tanıtımını yaparken sinsice bir düşünce beynimi kemiriyor. Özellikle insan davranışları, insan ilişkileri konularını içeren kişisel gelişim kitaplarını okurken bunu daha fazla yaşıyorum. “Sihirli bir gücüm olsa da bu eserleri yazan insanların hayatlarını bir izleyebilsem” şeklinde bir merak uyanıyor içimde. Mesela kötü alışkanlıkların giderilmesi üzerine yazılan bu kitabın yazarı bunu kendi hayatında ne derece gerçekleştirilmiştir? Keza çocuk gelişimi ve eğitimi üzerine çok satanlar listesine giren kitaplar yazanların çocukları ne durumdadır? Evlilik ilişkileri üzerine ahkam kesen bir yazarın evliliği nasıl gitmektedir? Buna zayıflama diyeti salık veren uzmanların durumunu ekleyebiliriz. Sonuçta “Helal olsun adamlar boş konuşmuyormuş kendi hayatlarına bunu da yansıtmışlar” mi deriz, yoksa “Terzi kendi söküğünü dikemez” ya da “Hocanın dediğini yap yaptığını yapma” kolaylığında mı buluruz kendimizi?

Neyse “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” sözünden hareketle bu kitabı okunacaklar listenize eklemenizi salık verirken kitaptan ilginç bulduğum birkaç cümleyi sizlerle paylaşıyorum.

*Eğer daha önce yazı yazmak, video oynamak ve araba sürmek gibi pratik yapmak gibi bir şeyi öğrendiyseniz aynı metotları kendinizi tanımak ve zararlı istenmeyen davranışlarınızın üstesinden gelmek için kullanabilirsiniz.

*Eğer gerçekten bunalımda değilseniz hayatınızdaki kötü şeyler sadece kötü şanstan ibaretken iyi şeylerin sizin harika şahsiyetinden kaynaklandığını düşünürsünüz.

*Kendimizi kimle kıyaslayacağımızı dikkatlice seçeriz. Mutlu ve özgüvenli insanlar genellikle iyi özelliklerinin nadir ve çok değerli, olduğuna inanılar oysa kötü alışkanlıkları “herkes bunu yapıyor” çeşidindendir.

*Farklı şişelerde aynı şarap servis edilse bile pahalı şarabın her zaman ucuz olandan daha güzel bir tadı varmış gibi hissedilir.

*Kendimizi niyetlerimizle fakat başkalarını eylemleri ile yargılarız. Kendi hatalarımızı duruma bağlı faktörlerden, diğer insanların hatalarının ise karakter noksanlıklardan kaynaklandığını düşünmeye eğilimliyizdir.

*Biz inançlarımızı ya da kararlarımızı doğrulayan kanıtları hatırlamaya ve onlara karşı gelen kanıtları küçümsemeye ya da görmezden gelmeye meyilliyizdir.

*Korkuyor olmak hiç de utanılacak şey değildir ama korkunuzun sizin için karar vermenize izin vermek aptalca olabilir.

*Bir şeyler kanıtlaması gerektiğini hisseden bazı insanlar, kavgaya girmek konusunda hızlıdırlar. Böyle insanlar kendilerini az sayıda arkadaşa sahip ve yasal problemlerle boğuşurken bulurlar.

*Reklamcılığın temel amacı, bizi ihtiyacımız olmayan şeyleri ya da ihtiyacımız olan şeylerin daha pahalı sürümlerini almaya ikna etmektir. Bunu yapmanın en iyi yolu ise bu şeyleri güç, statü ve güzellik gibi arzulamaya programlı olduğumuz şeylere bağlamaktır.

Tagged: Tags

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *