Denemeler Rotating Header Image

Yenice

HER ŞEYİN BİR ANLAMI, ANISI VE HAFIZASI VAR (2)

Her iki dedem ile babaanne ve anneannelerin yaşlanmalarına tanık olma bahtiyarlığına erişen ender insanlardan görüyorum kendimi. Baba tarafından olan dedemi (Mehmet Mola) Hoca dayı, Mehmet Hoca diye çağrılırdı. Diğer dedeme (Hüseyin Geçgel) biz -hac görevini yerine getirdiği için- Hacı Dede derdik. Hacı Dede yanında Molla İsiiiiin (Molla Hüseyin) de olarak da biliniyor. Lakaplarından da anlaşılacağı gibi her ikisinin de dini yönü oldukça güçlü olmalarından dolayı mahalle ve köy camilerinde imamlık yapmışlardı. Tabii o zamanlar şimdiki gibi sayısı yüzbinleri aşan maaşlı memur/imam kadrosu yoktu. İmamın hakkı köylü ve mahalleli tarafından ödeniyordu. Köylerde bu hak, harman sonu hane başına 2-3 teneke buğday biçiminde oluyordu. Maaş ve emeklilik gibi bir şey olmadığı için onlar da diğer insanlar gibi imamlık yanında günlük işlerini yaparlardı.

Mehmet Dedemin birçok konuda olduğu gibi dini konularda da biraz aykırı ve ezber bozan yapısı vardı. Komşulardan evlendirdikleri çocuklarının nikahlarını kıymaları için kendisine geldiklerinde resmi nikahları kıyılmış ise onun dini nikahı da kapsadığını söylerdi. Ama ailelerin kendilerini iyi hissetmelerine yardımcı olmak ve bir dua etmek için mutlu günlerine ortak olurdu. Bazen komşular “Feşmekan Hoca imam nikahı olmazsa olmaz, resmi nikah dinen geçersiz sayılır diyor” dediklerinde onlara “Gidin o hocaya sorun bakalım peygamber efendimizin nikahlarını hangi imam kıymış söylesinler. Nikahın şartları bellidir. Şahitler huzurunda karşılıklı rıza ve herkese ilan edilmesidir. Bir de hukuken kayıt altına alındığı düşünüldüğünde kimin kıydığı önemli değildir. Belediye memuru da kıyar, müftü de kıyar. Bugünkü yapıda bana göre nüfus memurunun kıyması daha mantıklıdır” derdi. Camilerimizin çoğunda yapılmakta olan sakal-ı şerif seremonisini dinen uygun görmezdi. Bu konuda “Peygamberimiz kendine ait olduğu bile şüpheli minnacık bir sakal parçasının etrafında insanların tavaf ettiğini görse benim ümmetim bu hallere düşecek miydi diye hayıflanırdı” diyordu. Böylesi konuları ilerleyen yaşlarda maaşlı cami imamları ile tartıştığında muhatapları kendisine somut, mantıklı ve tatmin edici bir açıklama getiremeyince “Haklısın Hoca Dayı. Yıllardır böyle gelmiş biz ne yapabiliriz.” noktasına gelirlerdi. O yüzden de cevabını veremeyecekleri bir durum yaşamamak için de kendisinden biraz uzak durmaya çalışırlardı.

Yazının Devamı İçin Tıklayın