Denemeler Rotating Header Image

ÖZEL BİR GÜN / 17.08.1980

Tekirdağ’da çalıştığımız yılların hemen herkesçe yapılan ortak keyfi, akşamüzeri deniz kıyısına inip sahil boyunca turlamaktı. Bu hem bir gezinti oluyor hem de birçok tanıdık eş dost orada birbirine rastlıyor, yorulunca da bir çay bahçesinde denize karşı çayını yudumluyordu.  1980 yılının 16 Ağustosunda biz de aynı durumu tekrarlamak için sahile inmiştik ve bir iki tur atınca Nuray’ın sancısı başladı. Sahici mi, yalancısı mı, tekrarlıyor mu, tekrarlamıyor mu derken eve gitmenin en doğrusu olduğuna karar verdik. Evde de  sancılar tekrarlamaya başlayınca herhalde hastaneye gitme vakti geldi diye düşündük. Böyle durumlarda sanki doğuracak benmişim gibi daha fazla paniklerim. O zaman da öyle oldu. Bavul eşya falan filan derken elim ayağım birbirine karışıyordu. Hava kararmadan biz hastaneye gelmiştik. Ben hemen Muratlı’ya giderek annemi de hastaneye getirdim. Hastanelerde insan böylesi durumlarda bir tanıdık yüz arıyor hep. Öyle bir aksilik ki ne zaman zaman muayene olup kontrolleri yapan kadın doğumcu doktora ne de üst katımızda oturan ve hastanede ebe olarak çalışan komşumuza bir türlü ulaşamadık.

hamile

Beklemekten başka elimizden bir şey gelmiyordu. Saatler ilerledikçe meraklı bekleyişlere endişe duyguları da eklenmeye başlıyordu. Bizden sonra gelip de içeriye girenlerin doğum haberleri dışarıya ulaştıkça endişe ve kaygılar giderek daha fazla artıyordu. Anam içerden arada bir çıkıp “evva nabacaz şimdi” ya da “Kıza bişey olmasın İstambolamı gitsek napsak” gibi önerilerle geldikçe kafam daha da karışıyordu. Yapılması gereken  veya gidilmesi gereken bir yer olsa muhakkak içerden bize bildirirlerdi. Bir yandan  da saatler ilerliyor ama Dinçer beyefendinin ise hiç acelesi yoktu. Ağır oturaklı olacağı daha demek o zamandan belliymiş. Bütün bu endişeli bekleyiş saatleri devam ederken, içerdekiler bir doğuramazken dışarıdakiler dokuz doğuruyordu. Gece böyle bekleyiş içinde sona erip 17 Ağustos gününün öğle  saatlerine doğru nihayet beyefendinin keyfi gelmiş olacak ki kendi küçük dünyasından herkesin yaşadığı büyük dünyaya nihayet teşrif etti. Her şeyin yolunda olduğu haberini de alınca derin bir oh çektim.

doğum

Eve geldik. O güne kadar özellikle Nuray çocuk eğitimi ve gelişimi üzerine epey okumuştu. Herhangi bir durum oluştuğunda yerine göre hemen ”Çocuk bekliyorum” ya da “Çocuğumu büyütüyorum” kitaplarının ilgili bölümleri açılıyor ve durum değerlendirmesi yapılıyordu. Doğumun üzerinden sanıyorum birkaç gün kadar geçmişti ki Dinçer’in renginin normalden biraz daha sarı olduğunu fark ettik. Hemen çocuk doktoru Neriman Hanıma yetiştirdik.”Bunda sarılık var hemen hastaneye götürelim” dedi. Birkaç gün önce ayrıldığımız hastaneye tekrar  geldik yan tarafına yatırılan çocuğumuzun şakağına iğnenin batırılışı,oraya da serum şişesinin bağlanışını içim acıyarak izledim. Daha sonra da damlacıkların tek tek akışında saplandı gözlerim. Akan serum damlacıkları bir yandan çocuğumun içine bir yandan benim içime akıyordu sanki. O gün hastanedeki müdahaleden gerekli sonucu alınca evimize döndük.

3 Comments

  1. nuray says:

    Ah Dinçercim,dünyaya gelişin çok zorlu bir süreçti ama büyütürken hiç zorlanmadım desem yalan olmaz.
    Küçükken adın “kitap çocuğu” idi .Gerçekten çocuk gelişimi kitaplarıyla pareleldi gelişimin.Orada yazılanlara göre büyütüyordum ve herşey iyi gidiyordu.
    Ama kardeşinde öyle mi…?

  2. fatma says:

    milyarlarca insan bu duyguyu yaşadı biliyorum. belki sıradan gibi gelebilir ama yine de her bir doğum bir kadının yeniden doğuşudur…

  3. nuray says:

    Fatmacım bu hesaba göre sen üç kez doğdun o zaman…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Lütfen soruyu cevaplayın * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.