HİKAYE-İ MUHALEFET (1)

Yazılarımı takip eden siz değerli okuyucular benim daha çok iktidarı eleştirdiğimi düşünebilir. İlk bakışta belki bu muhafet yandaşlığı veya amansız bir iktidar karşıtlığı gibi de algılanabilir. Ama biraz düşününce işin doğasının bunu gerektirdiği fark edilececektir. Çünkü muhalefet sadece söylemleri ile, demeçleri ile eleştirilebilir. Bunun da zaten hiçbir kıymeti harbiyesi olmaz. Ama iktidar öyle mi? İktidar yönetim erki ile birlikte bütün icra yetkisine sahip olunca yaptıklarının sonucu daha bir gözle görünür hale geliyor. Bir karar ile, bir imza ile, bir kartvizit ile makamlar bahşediliyor, hayatlar değişiyor, servetler el değiştiriyor. Hal böyle olunca elbette iktidar kanadı daha fazla eleştirilmeyi hak ediyor. Bu tespiti yaptıktan sonra son seçim de muhalefet için bir icraat sayılacağı gerçeğinden hareketle herkesin televizyonlarda ahkam kestiği muhalefeti eleştirme kervanına ben de bir yazı ile katılmış olayım dedim.

“Zaferin bin tane babası vardır; ancak mağlubiyet yetimdir” diyor J.F.Kennedy. Gerçekten bu son seçimlerde bunu aynen yaşadık. Eğer seçim kazanılsaydı bu galibiyetin ne kadar çok sahibi çıkacaktı. Ama seçim kaybedilince tüm ortaklar ganimetlerini alıp nerede ise ortadan kayboldular. Neticede kabak CHP’ye ve onun lideri K.Kılıçdaoğlu’nun başına patladı. Günlerdir, haftalardır televizyonlarda o konuşuluyor, o tartışılıyor. Herhalde ülkenin ve vatandaşın gerçek gündemini unutturacak bundan daha güzel bir meşgale bulunmazdı. Bütün bu durum ve gelişmeler karşısında ben ne hissediyorum, ne düşünüyorum açık ve samimi olarak ifade etmek isterim.

Devamı için tıklayın “HİKAYE-İ MUHALEFET (1)”

YENİ SEZONA GİRERKEN

Her ne kadar Antalya’da yılın dört mevsiminde denize giriliyorsa da biz sezonu haziran başında açtık. Evimizden beş dakika yürüyerek ulaştığımız sahilde önce minderlerimizi serip güneşlenmeyi denedik. Sahil boyunca belli aralıklarla kurulmuş cankurtaran kulelerinden birinin yanında konuşlanırken kulede üstü sarı tişört, altı kırmızı şort özel giysili Cankurtaran cep telefonu ile konuşuyordu. Hem yüksekte bir yerde olduğundan hem de ses volümü de yüksek olduğu için uzun süren telefon görüşmesini herkes dinlemek zorunda kalıyordu. “Adam bana takmış, tam gıcık birisi. Geçende gelmiş saat dokuzu dört geçiyor 2-3 dakika geç geldik diye bana afra tafra yapıyor. Gıcıklığı buradan belli ki ilk numaralardan değil de adam yoklamaya benim kuleden başlıyor. Arkadan da şu niye eksik, bu niye yok diye bir sürü kıllık yapıyor. Ulan …, ulan … sen kimsin kendini ne sanıyorsun…” şeklinde sürdürdüğü konuşmasından bir arkadaşına üstü ya da amiri durumundaki kişiyi kesip doğruyor. Daha önce de kulenin arka kapısına son derece zevksiz ve özensiz bir şekilde kulenin numarasının yazıldığını görmüş ve çirkin bulmuştum. Muhtemel daha sonra farkına varılmış olunmuş ki üzerini beyaz boya ile kapatmışlardı.

Cankurtaran görevlisi bu telefon konuşmasını sürdürürken sahilden orta yaş üzeri bir amca kulenin yanına yaklaşarak pek de nazik olmayan hatta kaba diyeceğimiz bir üslup ile “Hey… bırak o telefon konuşmasını da yasak olduğu halde denize köpek sokmuşlar. İki saat telefon ile konuşacağına o köpeği çıkar oradan” dedi. Cankurtaran hem konuşmasının kesilmesi hem de kaba bir konuşmaya muhatap olduğu için canı sıkılmış olarak “Ne bağırıyorsun ya. Bana bu şekilde konuşamazsın” şeklinde vites arttırarak cevap verdi. Amca aşağı kalır mı? O da vitesi arttırarak “Ne bağırması. Bütün gün telefonda lak lak edeceğine etrafına bak işini yap” biçiminde cevap verince Cankurtaran “Sana sesini yükseltme dedim. Benim işim denizde boğulanları kurtarmak, denizden köpek çıkarmak değil.” diye sürdürdü konuşmasını. Ama amca da pes edecek gibi değildi. Aynı tondaki konuşmasını kendi şezlongunun bulunduğu alana giderken de sürdürüyordu. Cankurtaran bu defa karizmayı daha fazla çizdirmemek ve bu amcaya da haddini bildirmek için oturmakta olduğu kuleden aşağıya inip amcanı peşine doğru giderken bir yandan da “Gel buraya nereye gidiyorsun? Bana bu şekilde konuşamazsın” diyerek meydan okumaya devam ediyordu. Giderek işin renginin değiştiğini ve fiziksel saldırıya dönüşeceğini gören etraftakiler cankurtaranı tutarak teskin edici sözler ile kulesine dönmesini sağladılar. Bir yandan da “Adam psikopat kardeşim sen ona uyma. İpini koparan buraya geliyor. Çok meraklı ise sokakta bir sürü sahipsiz köpek var onlar ile ilgilensin” diyor. Bir diğeri “Burası yolgeçen hanı oldu, sokmayacaksın bu tipleri plaja” diyor. Bir başka teyze de “Ben seni destekliyorum evladım istersen beni şahit yazdırabilirsin” diyor. Bu arada biraz uzaklaşmış olan amcanın da etrafında bir kümelenmenin seslerini duymasak da karşı cephe için neler söyleyebileceğini tahmin edebiliyordum.

Devamı için tıklayın “YENİ SEZONA GİRERKEN”