Denemeler Rotating Header Image

ALTINOLUK GÜNLERİ / ŞEMSİYE TARLASI

On yıldan fazladır çoğunlukla yaz aylarını geçirdiğimiz Altınoluk ile ilgili blogum epey yazı ve görseli barındırmaktadır. Bu yazıların büyük çoğunluğu belkide tamamı bu coğrafyanın insana haz ve mutluluk veren bir içeriğe sahip olmuştur. Belki bir çok kişinin aklına burada her şey yolunda mı, insanı rahatsız edecek bir durum görüntü hiç mi yok, şeklinde düşünceler takılabilir. Doğrusunu söylemek gerekirse aynı sorgulamayı ben de kendi iç dünyamda yaparım zaman zaman. Ama yaşanan güzellikler hatırına  bazı olumsuzlukları -zaman içinde düzeleceği beklentisi içinde- görmezden gelmenin doğru olduğunu düşündüm hep. Fakat bazı durumların adeta kronikleşerek yıllarca sürdüğünü görünce artık dile getirmenin şart olduğuna karar verdim.

Yazı içindeki resimden de anlaşılacağı gibi evimizin güzel sahilinde süregelen ve sezon boyu devam eden şemsiye sabitleme furyası başlı başına bir çirkinlik abidesi bence. Sabahları ya da akşamları biraz deniz havası almak, yürüyüş yapmak için sahile indiğinizde sandalyeleri, şezlongları, masaları, sehpaları hatta kanosu ile iple paketlenmiş şemsiye ormanını görünce bütün keyfim kaçıyor doğrusu. Geçtiğimiz yılda yüz metrelik bir mesafede yüzden fazla sabitlenmiş şemsiye saymıştım. Bunları yapanların sahilin istifade edildiği sürece herkese ait olduğunu, yararlanmadığınız süre için  oraya bir şemsiyeyi sabitleyerek aylarca işgal etmenin doğru olmadığını bilmemeleri mümkün değil. Bu vatandaşlarımızın hepsi büyük şehirlerden gelen, apartmanlarda yaşayan ve ortak alanların kullanımı konusunda bilgisi olan kişiler. Çoğu da bizim dostumuz, komşumuz. Bu durum kendilerine söylendiğinde size de hak veriyorlar ama “Benden önce koymuşlar ben de koydum.” mazeretine sığınarak doğruyu aramak ve gerçekleştirmek yerine kendine fayda sağladığı için yanlışın parçası olmakta bir sakınca görmüyorlar.

Buraya kadar olan kısım insanların kendi bilgi görgü ve anlayışı ile ilgili. Herkes kendi sınırını ve sorumluluğunu bilse zaten böyle bir resim ortaya çıkmazdı. Bir de yönetimlerin bu konuda tedbir alma ve denetleme sorumluluğu var. Bu konuda da karnemiz pek iyi değil ne yazık ki. Bu durumu ben  görüntüleri ile birlikte geçmişte ilgili belediyelere aktardım. Göstermelik olarak senede bir kez şemsiyeleri toplar gibi yapıyorlar daha sonra herkes bildiğini okuyor. Ya da bu sene olduğu gibi “Talebiniz ilgili müdürlüğe iletilmiş olup ekiplerimiz tarafından gerekli inceleme yapılacaktır” türünden bir cevapla iş zamana yayılmaktadır. Ben yine de umutsuz değilim. Sahilimiz güzel görüntüsüne inşallah kavuşur diye düşünüyorum.  

ANTALYA GÜNLERİ / KONYAALTI PLAJI (YENİ HALİ)

Yaklaşık bir yıl önce aynı başlıkla bir yazımın olduğunu hatırlatayım önce. Fakat geçen zaman içinde gözlemlediğimiz gelişmeler aynı konuda ikinci bir yazı yazmayı zaruri kıldı. Geçtiğimiz sonbaharda Konyaltı plajı ile paralel istikametteki Akdeniz Bulvarı büyük tahta/sunta levhalarla çevrilerek trafiğe kapandı ve ardından bu kapalı alanda hummalı bir çalışma başladı. 6-7 kilometrelik sahil boyunca çalışmalar yaz aylarına kadar devam etti. Haziran ayında Antalya’ya geldiğimizde çalışmaların nerede ise yüzde doksanı bitmiş,  aylarca insanları sahilden ayıran tahta levhalar sökülmüş ve Konyaaltı Sahili ve Plajı yeni yüzü ile ziyaretçilerin hizmetine açılmış oldu. Ben bu sahili eskiden beri sever ve beğenirdim. Ama demek güzelin de güzeli mükemmelin de mükemmeli olabiliyormuş dedirtecek bir tablo karşıladı bizleri.

Öncelikle yoğun trafiğin yaşandığı Akdeniz bulvarı çok güzel bir biçimde sahil bütünlüğüne dahil edilmiş, genişleyen alanlarda daha çok yayaların istifadesine uygun düzenlemelerin yapılmış olması son derece sevindirici. Daha önce 97 bin metrekare olan beton zeminin 3o bin metrekaresinin yeşillendirilmesi gerçekleştirilmiş. Ayrıca dikilen beş bin ağaç da ortama başka bir güzellik katmış diyebiliriz. Proje bütünlüğü içinde çocuk parkları, yetişkinler için spor ve egzersiz alanları, restaurant ve kafeler, yürüyüş ve bisiklet parkurları, çok sayıda araç park alanları, evcil hayvanlar/köpekler için oynama alanları, basketbol sahaları, 34 büfe, 26 şemsiye/şezlong alanı, inşaatı devam etmekte olan 40 kadar ticari işletme gelecekte Konyaaltı’nda misafirlerine hizmet vermeyi bekliyor diyebiliriz. Samimi olarak belirtmem gerekirse evveliyatı ile de karşılaştırıldığında ben yeni durumu beğendiğimi söyleyebilirim. İyice tamamlandığında sanırım çok daha güzel olacak. Sahilin ve denize girilen kısımların her daim temiz ve düzenli tutulması için çalışan onlarca emekçi de yürekten teşekkürü hak ediyor.

Tabii hiç mi eleştirilecek yanı yok derseniz elbette ufak tefek eksiklere de arada bir rastlanıyor. Kalitesiz bir işçilik, uygun olmayan malzeme kullanımı gibi durumlardan kaynaklı sebeplerle insanın biraz keyfinin kaçtığı oluyor ama bunlar büyük resmi etkileyecek boyutta değil. Ayrıca daha hizmete girişinin üzerinden bir kaç gün geçmeden koparılmış duş başlıkları, tahrip edilmiş musluklar, pisletilmiş, gelişigüzel atıklar bırakılmış soyunma kabinlerini görünce de iğneyi kendimize batırmamız gerektiğini düşünüyor ve klasik “Eğitim şart”cümlesini fısıldıyorum kendi kendime.

Bir de bu proje ile ilgili sosyal medyada dolaşan şu kadar liraya mal olmuş, yandaş firmalara (Hülya Koçyiğit’in damadı) işletmesi peşkeş çekilmiş gibi haberler dolaşıyor. İşin bu kısmı ile ilgili benim derinlemesine bilgim yok doğrusu. Vebalı boynuna deyip şimdilik bu bölümü kapatalım.

ANTALYA GÜNLERİ / ATATÜRK KÜLTÜR PARKI

Son aylarda hatta son yıllarda blogumu biraz ihmal ettiğimi itiraf etmeliyim. Oysa Antalyada ikamet ettiğimiz günler ilerledikçe yakın çevremizdeki güzellikleri yazılarıma eklemezsem en azından Antalyaya haksızlık etmeyerek bir vefa borcunu da yerine getirmiş olurum diye düşündüm.

Evimize oldukça yakın olan Atatürk Kültür Parkı, Konyaaltı ilçesinin bitiminden itibaren başlayan Muratpaşa İlçesi sınırları içinde kalmakta ve Dumlupınar Bulvarı, Antalyaspor Alt Geçidi ile Sakıp Sabancı Bulvarı ile çevrelenmiştir. 2006 sonlarında hizmete açıldığı belirtilen ve Antalyanın meşhur falezlerinin üstünde oldukça geniş bir alana yayılmış olan bu parkta birçok kafe, restaurant ve tesis yer almaktadır. Hafta sonları ailecek gelinerek bisiklet sürmek, uçurtma uçurtmak, göl kenarında ördeklerin yüzmesini seyretmek için ziyaretçilerine bulunmaz fırsatlar sunduğunu belirtmek isterim.

Bir de Antalya’nın meşhur cam piramidinin de bu park içinde bulunduğunu hatırlatmakta yarar var sanırım. Başta geleneksel Antalya Film Festivali olmak üzere birçok konser, fuar gibi sosyal ve kültürel etkinliğin gerçekleştirildiği bu yapı doğrusunu söylemek gerekirse bana çok cazip gelmedi. Estetik bulmadığımın yanı sıra Antalya gibi yazların çok sıcak geçtiği bir coğrafyada adeta devasa bir serayı andıran yapının klimalarla soğutulması için çok yüksek tutarlarda elektrik faturası ödendiği kulağıma gelen dedikodular arasında. Kısaca yerini ve güzelliğini hatırlattığım bu parka yolunuzu çevirirseniz muhakkak mutlu olacağınıza ve buradan da mutlu ayrılacağınıza iddiaya girebilirim.

ANTALYA GÜNLERİ / KOVADA GÖLÜ

Antalya’da ikamet günlerimiz artmaya başladıkça yavaştan çevreyi tanıma etkinliklerine de iştirak etmeye başladık. Bunlardan biri olarak da Antalya’ya 150 kilometre kadar uzaklıktaki Kovada Gölüne düzenlenen bir geziye katıldık. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin organize ettiği bu yolculuğumuz 5 Kasım Pazar sabahı saat 8.30 da başladı. Otobüsümüzle Burdur istikametine ilerlerken 50. kilometrede ilk molamızı verdik. Aksu çayı üzerinde sulama, taşkın kontrolü ve elektrik enerjisi üretimi amacı ile 1990lı yıllarda tamamlanan ve içerisinde balık çiftliklerinin de bulunduğu Karacaören baraj gölünün kıyısındaki Gölbaşı tesislerinde biraz dinlendik. Bu arada kahvaltımızı da yaptık. Nihai hedefimiz olan Kovada gölüne gitmek üzere buradan ayrıldığımızda önümüzde daha yaklaşık 100 kilometrelik bir yolumuz vardı.

Kovada Gölüne ulaşmamızı geciktiren sebeplerin başında yolunun bir kısmının dar ve virajlı olması geliyordu. Göller bölgesinde Eğirdir gölünün adeta bir uzantısı olan Kovada gölünde sonbaharı yaşamak gerçekten muhteşemdi. Kafile rehberi eşliğinde yürüyüş güzergahında yaptığımız gezintide bu güzellikleri yaşarken bir yandan da bol bol fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik. Zeminin daha çok kayalık olması zaman zaman yürüyüşü zorlaştırsa da bu zorluk ve zahmet bu güzelliğe değer diye düşünüyor insan. Göl çevresindeki ikinci yürüyüş güzergahımız da gölün etrafını çevreleyen tepelere tırmanmak biçiminde oldu. Altınoluk’ta benim zorluk derecesine göre 1, 2, 3 diye sıraladığım yürüyüş rotasına benzer bir yürüyüşün sonunda adeta tırmandığımız zirveden gölün muhteşem görüntüsünü başka bir açıdan izledik.

Muhteşem görüntüsü yanında burası ile ilgili birkaç ayrıntıyı eklemekte yarar var diye düşünüyorum.  1790 hektarı göl alanı olmak üzere 6534 hektarlık bu alan 1970 yılında milli park olarak koruma altına alınmış. Denizden yüksekliği 908 metre olan bu göl alanında 75 familyaya ait 259 cins bitki-ki bunların 28 çeşidi sadece bu bölgeye özgü endemik bitki- türünün bulunduğu, 167 adet kuş türünün yanında  yaban domuzu, yaban keçisi, sincap, porsuk gibi memelilerinde burada hayat bulduğu, göl sularında da sazan gümüş balığı çeşitlerinin yaşadığı,  yine göl alanında 4 çeşit kurbağa 9 çeşit sürüngenin de yaşadığı bilgisine ulaştık..Ayrıca tanıtım merkezinde burada yaşayan canlı türleri ile ilgili bir mini müzenin de bulunduğunu hemen ekleyelim.

Sonuç olarak yolunuz bu bölgeye düştüğünde gezilecek yerler listesine Kovada Gölü Milli Parkının da eklemenizde yarar var diyebilirim.

ANTALYA GÜNLERİ / KENT MEYDANI

Antalya’da ki ikamet günlerimiz ilerledikçe yeni yerler görme ve tanıma fırsatı bulmaya başladık. Zamanımız elverdiğince bu gözlemlerimizi bloguma aktarmaya çalışacağım. Oturduğumuz ev hareket noktası alındığında.yakından uzağa ilkesine göre Konyaaltı plajı ile yaptığım girişten sonra sıra Kent meydanına geldi. Evimizden çıkıştan itibaren 2 sağ sol yaparak yaklaşık 200 metrelik bir yürüyüşle meydanın doğu kapısına varıyoruz. Tabi bu çok yerel bir tarif oldu. Daha evrensel bir tarif yapmak gerekirse Konyaaltı ilçesi sınırlarında Sahilden Akdeniz bulvarı,ona paralel Belediye caddesi, Batıdan Gazi Mustafa Kemal Bulvarı arasında bulunuyor meydan. Tahminime göre 30-40 dönümlük bir alanda yeşillikler içinde Antalyalılar için bir nefes alma ve buluşma yeri olarak kabul ediliyor burası. Meydana sahil yönünden baktığınızda ya da girdiğinizde meydanın etrafını hilal şeklinde kuşatmış yerli ve yabancı isimli daha çok yiyecek mekanlarının bolluğu dikkatinizi çekecektir. Ortadaki geniş meydan da çocukların oynayacağı paten kayacağı bir ortam olarak dikkat çekiyor. Karşıdan baktığınızda Kokoreççi Hilmi ile Evren Büfe hilalin iki başında yer alırken Starbabucs Coffe, Piet Coffe, Robert’s Coffe, Karawan, Raki Balik, Kahve yöresi gibi mekanlar da sağlı sollu dizilmiş durumda.Tam karşıda da zarif bir Atatürk heykeli güzelliği tamamlıyor. Meydanın doğu kapısından ve bizim eve de en yakın tarafta The Green Point, İBA , Cafe-Mizz gibi mekanlar bir bütünlük içinde ve meydanın en yeşillikler arasındaki bölümünde yer alıyor. Bu mekanların şu anda sadece isimlerini zikretmekle yetineceğim. Ama ilerleyen zaman içinde hizmetlerinden de yararlanmaya başladığımızda izlenimlerimi “Antalyanın Lezzet durakları” biçiminde bir yazı dizisi altında sürdürmeyi tasarlıyorum.

Kent meydanından Akdeniz Bulvarını takiben batı istikametinde yürüyüşünüzü sürdürürseniz 200 metre kadar ileride yine yeşillikler arasında” Konyaaltı Emekliler Kahvesi” adında bir mekanın varlığını da haber vermeden geçemeyeceğim.Konyaaltı Belediyesinin emeklilere sağladığı bu mütevazi ve nezih mekanda ücretsiz çay ikramında da bulunuluyor.

ANTALYA GÜNLERİ / KONYAALTI PLAJI

Antalya’ya ilk gelişimiz bundan 7-8 yıl önce-sanırım 2010 yılında- oldu. O zaman Alanya ilçesini de içine alan gezimizdeki izlenimlerimi Bloğumda  “VE AK DENİZİ GÖRDÜM” başlığı altında yazmıştım. Daha sonraki tarihlerde de çeşitli nedenlerle Antalya’ya geldik. Buraya yaptığımız seyahatlerde Eğitim Enstitüsünden sınıf arkadaşımız-ayrıca sevgili eşim Nuray’ın ev arkadaşı- Ayşe ve eşi Mustafa bizleri misafir etti. Kendilerinin Antalya merkezinde ve Konyaltı plajına yakın olan evlerinden birkaç kez denize de girdik. Hem şehir hayatının rahatlığı ve hem de denize ulaşabilmenin kolaylığı bizim beynimizde “İşte burası tam bize göre,burada yaşanır” düşüncelerinin filizlenmesine yol açtı. Hatta o yıllarda küçük oğlumuz Gençer’in de desteklediği buradan bir ev alma projesinin gerçekleşmesine ramak kalmıştı. Ama kısmet 2017 yılınaymış ki bu defa bu defa şu anda Şangay’da bulunan büyük oğlumuz ve eşi Müğe kızımızın destek, teşvik ve yüreklendirmesi ile Antalya’nın Konya altı ilçesinde küçük bir daire aldık. Konyaltı plajına yürüme mesafesindeki bu evdeki ikametimiz neredeyse bir ayı geçti. Ben bize ilham kaynağı olan bu yöreye vefa borcumuzu ödemek için ilk yazımı da buna ayırdım.

Bildiğim kadarı ile Antalya’nın en  büyük plajlarından biri olan Konyaaltı plajı şehrin batı kısmına düşüyor. Doğu kısmında da Lara plajı olduğunu öğrendim.(İlerde orasını da gördüğümde bir yazı da oradan çıkarırım düşüncesini şimdilik kenarda bırakıyorum.) Yaklaşık 7-8  kilometre kesintisiz bir sahil bandında yer alan plajın her noktasından denize girilebilmesi burada yaşayanlara ve ziyaretçilere çok zevkli fırsatlar sunuyor. Büyük bir bölümü Akdeniz bulvarına paralel yerleşmiş bu plajın mavi bayraklı olduğunu, temizliği ve korunması konusunda son derece titiz davranıldığını eklemeliyim. Belli aralıklarla var olan tuvaletler,soyunma kabinleri ve duş sistemlerinin ücretsiz olarak halkın hizmetine sunulması gerçekten sevindirici. Ayrıca oteller de kendi müşterileri için belli yerler düzenlemiş durumda. Plajın doğu kısmında bulvarın sahilden uzaklaştığı bölümde daha fazla yeşil alan ile buluşan sahilde her biri farklı konsepte çeşitli işletmeler,su sporlarına imkan veren tesisler yer almakta. Zemin özelliği bakımından bu sahile kumsal demek doğru olmaz sanırım. Daha çok iri kumlarla birlikte mercimek, fasulye ,fındık,ceviz büyüklüğündeki yuvarlak beyaz taşların karışımından oluşan bir zemin dersek bilmem anlatmış olabilir miyim. Denize ayağınızı attığınızdan itibaren en fazla 4-5 metre sonra suyun boyunuzu geçtiğini de bilmenizde yarar var. Bazılarına göre bu durum bir avantaj da dezavantaj da kabul edilebilir. Buraya ait söylenecek daha çok şey var. Ama iyisi mi siz yolunuzu bu istikamete çevirin ve bu güzelliği bizzat yaşayın derim ben.

Tabi ziyaretin Temmuz, Ağustos aylarında  olmaması herkesin ortak tavsiyesi. Burada yaşayanlar bu aylarda serinlemek için yaylalardaki mekanları tercih ediyor. Bizim de  bu aylar için planımız Altınoluk istikametine yönelmek .

VE YENİDEN ŞANGAY / ALTERNATİF TIP

Yaş ilerlemeye  başlayınca birçok kişi olduğu gibi biz  de tansiyondan mideye, kalpten romatizmaya  bazı sağlık sorunları yaşamaya başladık. Ülkemizde şartlarımızın elverdiği ölçüde de tedavilerimizi yaptırmaya çalışıyoruz. İster yakında, ister uzakta  Şangay’da olsun çocuklarımız da bu konularda kendilerine durumdan vazife çıkarıyorlar. Hemen her gün bizzat ya da teknolojinin  fırsatlarını kullanarak yürüyüşler yapıldı mı ilaçlar içildi mi gibi tekmilleri alıyorlar. Buraya da gelince öteden beri telaffuz ettikleri Çin tıbbının bazı yüzleri ile de bizi tanıştırdılar.

Bu anlamda gittiğimiz lk yer kapısında  “Trinity TCM Clinic” yazan bir bina idi. Kliniğin sahibi ve yetkilisi Evan Pinto adlı aslen Amerikan vatandaşı olan birisi idi. Lisanslı akapunktur uzmanı  ve çin tıbbı üzerine eğitim alan bu zatın  Şangay üniversitesinde de Çin Tıbbı üzerine dersler verdiği bilgisine ulaştık. Amacımız Çin tıbbı hakkında biraz bilgi sahibi olmak bir anlamda da bir çekaptan geçmekti. Uygulama önce gelenlerin birkaç sayfalık kendi sağlık ve diğer geçmişlerini anlatan bir formu doldurması ile başlıyor. Daha sonra o form doktorun elinde sağlık sorunları ile ilgili bir süre karşılıklı konuşuluyor. Tanılamada bildiğimiz kan, idrar tahlili, film, ultrason, tomogrofi gibi yöntemler yok. Teşhis için önce bileğinizde nabız damarına doktorun baş parmak dışındaki 3-4 parmağını bir süre dokundurması ile başlıyor. Dediğine göre her parmağın dokunduğu damar farklı organ (Kalp karaciğer, böbrek v.s.)ile ilgili bilgi veriyormuş. Bir de önemli diğer teşhis de dilin altını üstünü iyice gözlemleme şeklinde yapıldı. Sonuçta benim ciddi bir problemim çıkmadı. Bitkisel ilaç tavsiyesi ve beslenme düzeni ile ilgili bazı bilgiler verdi. Eşim Nuray’a boyun ağrıları ile ilgili olarak vücudun bazı noktalarına incecik iğnelerin batırılması biçimindeki yarım saatlik akapunktur tedavisi uygulandı. Sonuçlarını göreceğiz bakalım.

Bir başka gün de Gong banyosuna gideceğimizi söyledi çocuklarım. Ben havlu sabun falan alacağız mı dedim. Benim düşündüğüm gibi değilmiş. Oğlum bana ses terapisi gibi bir şey olduğunu söyledi. Randevu saatinde aktivitenin yapılacağı mekana gittik. Uygulamayı yapan Valeria Boyko adlı 30-35 yaşlarında bir bayandı. Gong uzak doğu kültüründe yeri olan sesle iyileştirme formlarından biri olarak kabul görmüş. Adı geçen kişi  kiraladığı muhtemelen kendisinin de kaldığı apartman dairesinde sürdürüyordu bu etkinliğini. İçeri girdiğimizde zeminde elektrik ısıtmalı 5-6 metrekare büyüklüğünde bir muşamba, onun yanında aynı büyüklükte bir halı vardı.  Ev eşyası olarak da sadece bir televizyon bulunuyordu.  Ayrıca oturmayı kolaylaştıracak örtü ve minderler de mevcuttu. Uygulamanın yapılacağı gereçler olarak üst üste tespit edilmiş iki gong  ile bazı ses çıkarıcı aygıtlar vardı. İşlem önce birkaç ısınma hareketi ile başladı. Daha sonra hepimiz yere uzandık (4 kişi) Gong ve diğer aletlerin çıkardığı sesin akışına bıraktık kendimizi. Daha çok deniz kıyısındaki dalgaların sesine benzer  yüksek volumlü bir dalganın içinde yaklaşık 40 dakika sörf yaptık. Kendimizi biraz daha hafiflemiş ve arınmış hissederek  oradan ayrıldık. 

Çin’de sağlıklı olma  ve insan organizmasının kendini iyi hissetme aktivitelerinden biri de çok yaygın olan masaj kültürüdür. Biz de her gittiğimizde uygun bir masaj salonunda benin daha çok tercih ettiğim ayak masajı türünden bu hizmeti aldık. Masajın kapsamı, uygulayanın tecrübesi, salonun konforuna göre yaklaşık bir saatlik masaj için 100-500 RMB ödenebiliyor.

Bütün bu uzak doğu ile ilgili  yazılanlar ve yaşananlarda kuşkusuz en büyük pay sahibi olan ve bize bu fırsatı sağlayan çocuklarımız  ve sevgili eşleri en büyük teşekkürü hak ediyor. Bu vesile ile kendileri ile her zaman gurur duyduğumuzu samimiyetle belirtmek isterim. İyi ki varsınız.

VE YENİDEN ŞANGAY / JING’AN SCULPTURE PARK (Natural History Museum)

Chengdu, Bejing ve Shimen caddelerinin kesişme noktasında yer alan Jing’an Sculpture Park aynı zamanda heykel parkı olarak da biliniyor. Parkı gezerken birbirinden güzel tasarlanmış heykelleri gördüğünüzde bu ismin boşuna verilmediğini düşünüyorsunuz. Zaman zaman değişen bu heykel sunumları son derece güzel dizayn edilmiş bahçe ve bitkiler ortamında ziyaretçilere gerçekten son derece keyifli bir görsel şölen yaşatıyor. Özellikle bizim ziyaret ettiğimiz Mart başlarında Japonya’dan getirildiği belirtilen kiraz çiçeklerinin bulunduğu bölüm ziyaretçilerin en çok ilgisini çekiyordu.

Parkın hemen içinde de 44.500 metrekarelik alana inşa edilen ve çok özel bir mimari tasarımı olan  Natural History Museum (Doğa Tarihi Müzesi) muhakkak görülmesi gereken bir yer. Doğa, insan ve diğer canlıların karışım çok güzel sergilenmiş. Binden fazla tür ile yedi kıtanın tamamından alınmış  10.000 den fazla numune ve model  müzede çok güzel sunulmuş. Yolunuz düşerse ihmal etmeyin derim.

VE YENİDEN ŞANGAY / MADAME TUSSAUDS MÜZESİ

Şangay’a daha önce iki kez gelmiştik.6-7 yıl öncesine rastlayan bu ziyaretlerimizde burada ikamet etmekte olan çocuklarımız sevgili Dinçer ve sevgili eşi Müge bize bu şehrin görülebilecek bir çok yerini gezdirmişti. Pekin de dahil olmak üzere bu seyahatle ilgili  yaşanmışlıklarımız blogumun  arşivinde vardır. O yüzden bu gezimizde gezecek ya da yazacak başka bir şey bulamama endişesi taşıyordum. Sağ olsunlar çocuklarımız bizi bu kaygıdan kurtardılar ve bu coğrafyanın farklı tarafları ile tanıştırdılar.

Gördüğümüz bu güzelliklerden biri de Madame Tussauds müzesi idi. Balmumundan heykel ustası Marie Tussauds(1761-1850) tarafından kurulan kurulan ve merkezi Londra’da olan bu müzenin Berlin, Amsterdam, Hong Kong, New York, Los Angeles ve Şangay’da temsilcilikleri bulunuyor. Şangay’daki müze Nanjing ile Xizang caddelerinin kesiştiği ve burada çok bilinen  People Square parkının da tam karşı köşesindeki yapının 10. Katında bulunuyor. Müzeye giriş  farklı aktiviteler ile birlikte  140-360  RMB gibi bir ücretle giriliyor. Biz bizim için en ekonomik ve 65 yaş üstü tarifeyi içeren 140 RMB lik olanı tercih ettik (2 RMB=1 TL)

Müzede birçok alanda tanınmış kişinin heykellerine rastlayabiliyorsunuz .Barack  Obama’dan  Çörcilden Putine devlet büyükleri, Brad Pit’den  Angelina Jolie ye sinema yıldızları, spor yıldızları müzede neredeyse canlı gibi yerlerini almış, ziyaretçilerin fotoğraf çektirmelerini bekliyor gibiydiler.

HONG KONG GÜNLERİ / PARKLAR-BAHÇELER

Tam da “Hong Kong sadece birbirinden yüksek yapılardan mı ibaret? Burada yeşili  ve doğayı uzaklarda mı aramak gerekir?” şeklinde düşünürken işin aslının pek de öyle olmadığını öğrendik ve zamanımız elverdiği ölçüde bu tür güzellikleri de görme fırsatımız oldu.        

Hong Kong’un Diamond Hill bölgesindeki Nan Lian bahçesi (Nan Lian Garden) 3,5 hektarlık bir alanda Tang Hanedanlığı stili tasarlanmış  ve 2006 yılında hizmete açılmış son derece göz alıcı bir  yer. Kayalar, tepeler, ağaçlar, çiçekler, ahşap yapılar son derece uyumlu bir birliktelik arz ediyor. Ayrıca mistik müzik eşliğinde sakin bir ortamda bu güzelliği yaşamak kişinin kendini cennette hissetmesini sağlıyor.         

Gidilmesi ve gezilmesini önereceğimiz bir diğer  bir güzellik de Kowlon Parktır. 1970 li yıllarda hizmete giren bu park gökdelenlerle dolu şehrin içinde insanlara adeta bir vaha güzelliği sunmakta. Her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği bu alanda yürüyüş parkurları, çeşitli özellikteki heykeller  de bulunmaktadır. Bu arada Hong Kong  müslümanlarının en büyük ibadet yeri olan Kawloon Camii ile islam merkezinin de bu parkın hemen bitişiğinde olduğunu belirtelim

Hong Kong adasında yer alan Hong Kong Parkı da sakinlik arayanlar için şehrin gürültülü yaşamından uzaklaşıp biraz soluklanacakları muhteşem bir yer. Ücretsiz girilen parka her yıl milyonlarca ziyaretçisi oluyormuş. Park bütünlüğü içinde spor merkezi ve konservatuar da etkinliğini sürdürüyor.  Son derece ilginç tasarımı ile birçok dalda ödül kazanan park bitki, çiçek çeşitliliği ve kuş türlerinin korunması ile ilgili gayretler her türlü takdire değer diye düşünüyorum. Parkı ziyaret sırasında bir çok okul öğrencisi öğretmenleri eşliğinde burada eğitim çalışmalarının bir başka yönünü sergiliyordu.