Denemeler Rotating Header Image

April, 2021:

BİRAZ DA KİTAP / BEDEN ASLA YALAN SÖYLEMEZ

“BEDEN ASLA YALAN SÖYLEMEZ” Alice Miller’in yazdığı bir kitap. Okuduğum birçok kitapta kaynak gösterilmesine ve alıntılar yapılmasına rağmen kendisinin bir kitabını okumak bugünlere nasip oldu. Daha önce okuduğum Nihal Kaya’nın “İyi Aile Yoktur” ve “İyi Toplum Yoktur” kitaplarında da sanki bu yazardan bir etkilenmişlik var gibi geldi bana.

Değişik konulardaki kitapları okurken insan kendini farklı ruh hallerinde buluyor. Bu daha çok kitapların içerikleri ile ilgili bir durum. Bazı kitaplar adeta su gibi okunuyor. Tarif ederken ise “Bir solukta okudum ve bitirdim” diyorsunuz. Bazı kitapları da yavaş yavaş sindire sindire okuma ihtiyacı duyuyorsunuz. Her satırının ve paragrafının içindeki yolculuğunuz yavaş ve çok dikkat gerektiren adımlarla ilerliyor. Arada bir gözlerinizi kapatıp başınızı geriye yaslayarak okuduklarımızla yaşanmışlıkların muhasebesini yapma ihtiyacı duyuyorsunuz. İşte Miller’in kitabını bu tarz bir yaklaşım ile okudum.

Miller bu kitabında bedensel olarak kabul edilen birçok hastalığın çocuklukta yaşanan istismarlara dayandırmaktadır. Bu istismar ve zulmün birinci sorumlusu olarak aileyi, ebeveynleri tarif eder. Çocuk istismarının sadece fiziki olarak değil, iletişim eksikliği, çocuğun ihtiyaçlarının giderilmemesi, onun acılarına kayıtsızlık, anlamsızca cezalandırmalar, cinsel istismar, koşulsuz sevginin sömürülmesi, şantaj gibi uygulamalarla gerçekleştirilir. Ebeveynleri bu istismara yöneten ve adeta bunu mazur gösteren gerekçeyi de Miller Dördüncü Emir olarak işaret etmektedir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

ARANAN KAN BULUNDU

Çok şükür ülkemiz korona belasından kurtuldu. Yurttaşlarımızın tamamına aşı da yapınca bütün illerimiz masmavi oluverdi. Kaç haftadır sıfır vakayı gösteren turkuaz tabloyu da artık yayınlamaktan vaz geçtik. İşsizlik yok denecek kadar az. Faizler neredeyse sıfıra yaklaşmış, enflasyon da eksilerde dolaşıyor. Dolar ve TL eşitlenmiş durumda. Merkez bankasının döviz rezervi 500 milyar doları aştı. Cari açık sıfırlanmış, dış ticaret rakamları da fazla vermeye devam ediyor. Dış borç ise neredeyse yok gibi. Adalette, insan haklarında, eğitimde ve birçok alanda dünyada ilk 10 içinde yer almaya başlamış ülkemiz. İşçisi, köylüsü, memuru, emeklisi bugünden mutlu yarınından emin bir biçimde yaşarken ülkenin emekli amirallerinin de villalarının havuzunda şezlonglarında dinlenirken birden akıllarına millete bir mektup yazmak fikri gelmiş. İşte ne olduysa ondan sonra olmuş. Kiminin bildiri, kiminin muhtıra dediği bu belgenin ne kadar da bekleyeni varmış.

Uzunca bir zamandır diyalog, uzlaşma ekseni yerine çatışma eksenli bir yönetim anlayışını benimsediğimiz için bu bildiride ne yazıyor, kime yazmışlar, niçin yazmışlar gibi sorgulamaya bile ihtiyaç duymadan, toplum hemen komutanların arkasında olanlar ve karşı olanlar diye kabak gibi ikiye ayrılıverdi. Gerçi ne şiş yansın ne kebap misali durumu idare etmeye çalışanlar da yok değildi ama onlar arada kayboldu. Ben metni okudum. Hem de birkaç defa okudum. Belki ben yazsaydım üslubunda, yönteminde, zamanlamasında ufak tefek rötuş yapabilirdim. Ama ana ekseni Montrö, Kanal İstanbul, Tarikatçı Amiral olarak özetleyeceğimiz bildiriden bir darbe teşebbüsü, bir anayasal düzeni değiştirme gayreti çıkarmak çok zorlamalı bir çaba olur diye düşünüyorum.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / OTUZ MİLYON KELİME

Bu defa sizlere Dr. Dana Suskind’ın “OTUZ MİLYON KELİME” adlı kitabı ile ilgili paylaşımda bulunmak istiyorum. Kendisi tıp doktoru olan yazar “Pediatrik Koklear İmplant Cerrahi” konusunda uzmanlaşmış biri. Yani işitme engelli olarak doğan bir çocuğa duyma imkânı vermek için kulak içinde yapılan bir operasyonla cihaz takma işini yapan kişi diyelim. Tabii zaman içinde ameliyatları başarılı olmakla birlikte özellikle dil gelişmelerinde farklılıklar gösteren çocuklar dikkatini çekiyor doktorumuzun. Bunu mercek altına alırken hedefini daha da genişleterek tüm çocukların dil gelişimi ile ilgili ilginç tespitlerde bulunuyor. Bulguların hemen hepsi birçok inceleme ve araştırmaya dayandığı için geniş kitlelerce kabul görmeye başlanıyor. Ben de bu kitapta ilginç bulduğum bazı cümleleri özetleyerek siz değerli okuyanlarla paylaşmak istedim.

Çocuğun öğrenme yeteneği hayatının ilk yıllarında duyduğu dil ile ilgilidir. Doğumundan üç yaşına kadar olan evrede duyduğu kelimelerin niceliği ve niteliği, başarısını büyük oranda etkilemektedir. İnsan beyninin temel bağlantıları ve öğrenmenin temeli hayatın ilk üç yılında gerçekleşir. Ebeveyn konuşmasının çok fazla olduğu evlerde çocuklar çok daha şanslı oluyor. Sözcük sayısı önemli olmakla birlikte emirler, yasaklar ve buyurganlık içeren sözcükler gelişmeyi olumsuz etkiliyor. Sevecen ve duyarlı bir yüz ifadesi de bu işin olmazsa olmazıdır. Aynı dilin ve sözcüklerin anne sıcaklığı ile aktarıldığı -görüntülü ya da görüntüsüz- kayıt cihazlarında duyulmasının yararlı olmadığı, annenin bizzat sevgi dolu sesinin yerini hiçbir zaman alamayacağı da deneylerce kanıtlanmış. Beynin gelişimini en iyi şekilde besleyen güç ebeveyn konuşmasıdır. Bu gelişim çizgisi sadece sözel alanda değil, matematik ve uzamsal alanda başarıyı getirmektedir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın