ŞANGAY GÜNLERİ / TEKSTİL FUARI

Şangayda 29-31 Ağustos tarihlerinde tekstil fuarı açılacağını öğrenince oğlumun da önerisi ile görmek istedik. Fuar alanına ulaşmak yavaş yavaş Şangay metrosu ile seyahat etmeyi de öğrendiğiniz için çok zor olmadı. Gerçekten son derece geniş bir alanda akıllara zarar diyebileceğimiz boyutta hazırlanan fuar alanının sadece bir kısmında kurulmuştu tekstil fuarı. Dünyanın birçok ülkesinin yüzlerce firmasının tekstil ürünlerini tanıtmak, olabildiğince dünya pazarından pay kapmak adına en kaliteliyi, en guzeli, en uygunu üretme ve pazarlama yarışı içinde olduklarını görünce dünyanın küçük bir kasaba olduğuna kanaat getirdim.

Bu fuara Türkiyeden de katılım olacağını öğrenince daha bir istek ve merakla görmeyi istemiştik. Ülkemizden de 50ye yakın firma fuar salonlarında kendilerine ayrılan bölümde ürünlerini dünyaya tanıtıyorlar, hatta dünya ile yarışıyorlardı. Binlerce kilometre uzakta insanın kendi ülkesinin ismini görmesi ve kendi dilinin konuşulmasına tanık olması yüreğini bir hoş yapıyor. Türk İhracatçılar Birliği’nin organizasyonu ile gerçekleştirildiğini öğrendiğimiz etkinliği izlerken gerçekten gururlandım. Fuarın ülkemiz firmalarına ayrılan kısmının bir bölümünde Türk misafirperliğinin örneklerinin yaşatıldığına tanık olmak da sevindirici idi. Gerek orada rasladığımız Merve hanım, gerekse daha sonra dönüşte rasladığımız Yasemin hanım ile yaptığımız kısa sohbetlerde ortak dostlar, dostluklar konuşuldu. Bütün bu sıcak sohbetin ister istemez kısa sürmesi içimizde burukluk yaratırken diğer yandan dünyanın ne kadar küçük olduğuna şaşırmaya devam ettik.

Fuar dönüşü eve dönmek için metro istasyonu yolundaki üst geçitten geçerken bir Çinli çoçuğun  değişik ve minikçe bir uçurtma uçurduğunu gördüm. Benim oldum olası böyle şeyler hep ilgimi çekmiştir. Laf olsun diye –tabi işaretle- fiyatını sordum. Hemen cep telefonuna 30 sayısını yazdı. Ben oralı olmadım ama peşime takıldı va iki tanesini 30 a vereceğini işaret etti. Ben biraz da ondan kurtulmak için yine el ve parmaklarımı kullanarak 2 tanesine 10 vereceğimi söyledim. Tabi tahmin edileceği gibi üzerimde kaldı. Bu arada yazılan bu sayıların RMB (Yuan) olduğunu hatırlatmalıyım.

ŞANGAY GÜNLERİ / BUND’DA BİR GECE VAKTİ

Bir çok kentte olduğu gibi Şangay’ında gece hayatının ve görüntüsünün çok farklı olduğunu duymuştuk. Çocuklarımız bize bu görüntüyü yaşatmak için Bund denilen yöreyi seçtiler. Hakikaten “Gece bir başka güzel oluyor Şangay’ın hali” dedirtecek türden görüntü ziyafeti yaşadık.

Renk ve ışıltı buluşmasını bu kadar ahenk içinde gerçekleştirmek son derece profesyonel bir tasarımcılık ve teknik altyapı gerektiriyor sanırım. Şangayı ortadan ikiye bölen Huangpu nehrinden bir kuğu gibi süzülen rengarenk ışıklarla süslenmiş vapurlar ortama ayrı bir güzellik kazandırıyor.

Nehrin her iki yakasında sıralanmış her birinin ayrı bir güzelliği ve hikayesi olan muhteşem yapılarda ışıl ışıl bu güzelliğin bir parçası olma keyfini bize doya doya yaşattı. Belki de burada Şangay’ın en uzun, en yüksek, en büyük gibi “en”lerinin yarışına tanık oluyorsunuz bir yerde.

Nehir boyunca yine yürüyüşümüzü The Cool Docks’a kaar sürdürdükten sonra Şangay’ın bu müstesna mekanını da tanıma şnsını yakaladık. Sonuç olarak bu güzellikler anlatılmaz yaşanır diyerek yazımı sonlandırıyorum.

ŞANGAY GÜNLERİ / AYAK MASAJI

Şangay’a yolu düşenler bu büyük kentte oldukça fazla sayıda masaj salonu olduğunu farkedeceklerdir. Geldiğimiz günün akşamı çocuklarımızın da önerisiyle hem de yol yorgunluğunu atmak üzere bunlardan birisine gittik. Gerek eve yakın olmasından ve gerekse verdiği hizmet açısından geçen yıldan da hatırladığımız bu mekanda kendimizi bu işle görevli kişilere teslim ettik.

ŞANGAY GÜNLERİ / AYAK MASAJI

Genelde akşamları daha fazla rağbet gören bu kurumlarda loş bir aydınlatma ile birlikte duruma uygun dekorasyon ile mistik bir havanın olduğunu hemen seziyorsunuz. Bizi götürdükleri odada sıralanmış dört koltuğa oturarak ilgili kişileri beklemeye koyulduk. Çok geçmeden 20-25 yaşlarında dört genç (Üçü erkek,biri bayan) ellerinde bizim bildiğimiz tahta fıçıların yarısı görünümünde kova gibi kapların içinde çay renginde sıcak bir sıvı olduğu halde içeriye girdiler. Getirdikleri su dolu bu kapları herbirimizin önüne koydular.Biz de daha önceden de bildiğimiz için ayaklarımızı bu sıcak suyun içine soktuk. Benimkini  fazla sıcak bulduğum için  biraz soğuk su ilavesi ile ılıştırdılar.

ŞANGAY GÜNLERİ / AYAK MASAJI

Daha sonra ayaklarımız sıcak suyun içinde ve kendimiz de koltukların karşısında ayaklarımızı koymak üzere konan puf benzeri gerece oturtulduk ve ardından gençler masajı fiilen uygulamaya başladılar. Sırtımızdan başlayarak omuzlarımız,boynumuz, ve kürek kemiklerimizin olduğu bölgeleri bazen parmakları ile mıncıklayarak,bazen avuçlarının içi ile bazen de dirseklerinin sivrisi ile iyice bir yoğudular.Bu işlemden sonra tekrar bizi koltuklarımıza oturttular.  15-20 dakikadır sıcak suda bekleyen ayaklarımızı önümüzdeki oturma aparatının üzerine koyarak masaja asıl adını veren işlemi yapamaya koyuldular. Vücudumuzun diz kapağından alt kısmının adeta her santimetrekarelik bölümünü arada bir getirdikleri minik şişeciklerden döktükleri özel sıvılarla itina ile ovmaya başladılar

ŞANGAY GÜNLERİ / AYAK MASAJI

Çocuklarımızın öğrenebildikleri çince ile bize aktardıklarından masajı yapan kişiler zaman zaman vücudumuzdaki bulgulardan “uykusuzluk çekiyor musun? Mide ağrıların var mı?” gibi tanılama tahminlerinde bulunduklarına da tanık olduk. Bu arada mevsim özelliklerine göre elma, portakal, karpuz gibi ikramlarının yanında çeşitli bitki çaylarını da yudumlama keyfini bize tattırdılar.

Bir saat kadar süren çalışmalarından sonra genç masajcılarımız saygı ile selamlarını da vererek odamızdan ayrıldılar. Masaj salonlarının fiyat ve hizmet kalitesi bakımından farklı olmalarına rağmen mütevazi bir ayak masajı için 100-150RMB ödemeniz gerekiyor. Tabi yapılan iş ve yaşadığınız rahatlığı düşündüğünüzde buna değer diye düşünüyorum.

ŞANGAY GÜNLERİ / AYAK MASAJI

Bu arada bizim yayın organlarından Çin yuanı olarak bildiğimiz para biriminin RMB olarak ifade edildiğini, 100 RMBnin de yaklaşık 25 TL, 10 Euro ve 15 Amerikan dolarının karşılığı olduğunu  birtakım karşılaştırmaların daha iyi yapılması açısından belirtmekte yarar olduğunu düşünüyorum.

ŞANGAY GÜNLERİ / YOLCULUK

İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan THY’nin  23.40 tarifeli Şangay uçağına bindiğimizde takvimler 25 Ağustos 2011 tarihini gösteriyordu. Nerede ise bir saat gecikmeli olarak kalkan uçağımız havalandığında bizi yaklaşık on saatlik bir yolculuk bekliyordu. Şöyle gerilere doğru bir  düşünce iklimine girdiğimde bu yolculuğun son dört yıl içinde uçakla yaptığımız beşinci yolculuk olduğunu hatırladım. Eşimle birlikte bu yolculukların üçünü Amsterdama,ikisini de Şangaya gerçekleştirmiş oluyorduk. Oysa çok değil beş yıl öne bütün bunları belki hayal bile edemiyorduk. Bu diyarlarda çocuklarımızın çalışıyor olmalarının sağladığı avantaj ve katkı bizim dünyamıza bu görsel zenginliğin eklenmesine vesile oldu diyebiliriz. Bu yüzden onlarla ne kadar gurur duysak azdır. İki emekli memurun böylesi yolculukları gerçekleştirmesinin hiç de kolay olmadığını herkes tahmin edebilir. Yoksa biz de başkalarının yaptığı yolculukları dinleyip “yok yahu, vay be, fen ne kadar ilerlemiş” gibi hayret dolu sözler ile yetinmek zorunda kalacaktık.

ŞANGAY GÜNLERİ / YOLCULUK

Uçak yolculuklarında farklı sınıfların olduğunu biliyordum ama son yolculuğumuza değin ekonomi sınıfında yolculuk yaptığımız için diğer sınıfların durumu ile ilgili hemen hiç bilgimiz de yoktu. Bu yolculuğumuzda bizim için ayrılan yerin “comfort class” olduğunu öğrenince bu farkı bizzat yaşayarak öğrendik. Bir kere oturma mekanının son derece ferah ve rahat olması benim için en önemli ayıcalıktı. Ayrıca diğer teknik artıları ve hizmetin kalitesindeki avantajı da eklersek uçak yolculuğunun insanları bir yerden bir başka yere götürülmesinden çok daha fazla farklı bir şey olduğunun da ayrıdına varıyor insan. Bu arada THY de sağladığı bu hizmet kalitesinden ötürü samimi bir teşekkürü hakediyor sanırım.

ŞANGAY GÜNLERİ / YOLCULUK

Bu yolculukla birlikte totalde 50-60 saat kadar gökyüzünde kaldığımızı hesapladım. Her ne kadar teknik ve bilimsel açıklaması olduğuna inansam da her bindiğimde içine eşyaları ile birlikte yüzlerce kişinin doldurulduğu, ayrıca bir çok ikram ve hizmetlerin yürütüldüğü bu devasa metal yığınının nasıl da saatlerce gökyüzünde durabildiğine hep şaşmışımdır. Gökyüzünde dokuzbuçuk saatlik bir yolculuktan sonra uçağımız Şangay’ın Pudong Havaalanına indi. Bazı formların doldurulması, formalitelerin yerine getirilmesi, pasaport kontrollarının yapılması da bir saat südü. Bütün bunların sonunda çıkışta bizi bekleyen büyük oğlumuz Dinçer ile buluştuk.

ŞANGAY GÜNLERİ / YOLCULUK

Daha önceki gelişimizde eve taksi ile gitmişken oğlumuz bize bir değişiklik olması açısından başka tecrübeyi  yaşattı. Hava alanından şehir merkezine normal metronun yanında ayrıca adına maglev denen hızlı tren seferi ile gelmeyi denemek istedik. Bizim İstanbuldaki Havaalanı-Aksaray metro hattının yanında Yeşilköy-Sirkeci gibi bir hat diye tahmin ettim önce. Fakat araç hareket edip vagonlardaki hız göstergesinden saatte 400 kilometrenin üzerindeki sürati gösterir sayıları görünce bunun bildiğimiz trenlere hiç benzemediğinin fark etmemiz uzun sürmedi. Şehir merkezine olan 40-50 kilometrelik uzaklığı 7 dakikada alınca bizim gibi hayretini gizleyemeyen birçok yolcu habire hız göstergesinin görüntüsünü almakta adeta birbiri ile yarışıyordu.

ŞANGAY GÜNLERİ / YOLCULUK

Maglevin durağında inip, sonrasında taksiye binerek kısa bir süre sonra -daha önceki yıldan hiç yabancısı olmadığımız- Jingan ilçesindeki oğlumuz ve gelinimizin evlerine gelmiş olduk.

BENİ KÜÇÜK ŞEYLER MUTLU –YA DA MUTSUZ- EDİYOR

Son 3-5 yıldır yılın büyük bir bölümünü geçirdiğimiz Altınoluk hala bizim gözümüzde çekiciliğini koruyor. Biz özellikle ilkbahar ve sonbahar mevsiminin Altınoluk’a daha fazla yakıştığını düşünüyoruz. Bu mevsimlerde biraz daha sakin, biraz daha  fazla bize aitmiş gibi geliyor. 2011 baharında Altınoluk’a geldiğimizde bu güzellikleri doyasıya yaşadık diyebilirim.  Blogtaki “Altınolukta bahar” yazısını o günlerde yazmıştım.

Bu yıl Altınolukta dikkatimi çeken bir başka görüntü de beldenin merkezi yerindeki bilborda asılmış bir tanıtım reklamı idi. Geniş çerçeve içinde ön planda beldenin şu anki belediye başkanı, arka planda da beldeye ait bazı bölgelerde yapılan çalışmaların resimleri yer alıyordu.Alt kısımda da bu görüntüyü özetleyecek “Söz verdik yapıyoruz” ibaresi vardı. Gerçekten hem resimlerdeki görüntüden hem de bizzat yapılan çalışmaların yerinde gözlenmesinden iddialı ve oldukça büyük kaynakların harcandığı bir proje izlenimi veriyordu. Kendimizi sonradan olma Altınoluk’lu saysak da böylesine bir çaba karşısında sevinmemek, heyecanlanmamak olası değil. Çünkü bana göre Altınoluk her şeye layık ve oraya yapılan her şey eminim ki çok yakışır.

mutlu1

Fakat benim asıl söylemek istediğim ise beni Altınoluk’ta böylesi büyük işler yanında küçük şeylerin de mutlu ya da mutsuz ettiği gerçeğidir.

Özellikle ilkbahar ve sonbahar mevsiminde en çok keyif aldığımız şey evimizin bulunduğu yerden sahile inerek sahil boyunca denizle çakıl taşlarının birleştiği bantta oluşan sahil şeridinde yaklaşık yarım saatlik yürüme egzersizleridir. Bu yürüyüşler sırasında körfezin maviliğini,kaz dağlarının yeşilliğini içinize doyasıya sindirebiliyorsunuz. Bu arada denize sıfır olarak yapılmış muhteşem villalar da bu güzelliğin hem parçası hem de  şanslı birer paylaşıcısı olarak yanı başımızda yer alıyor. Fiyatları tahmin edemeyeceğimiz kadar bol sıfırlı olup, her birinin bekçisi ve bahçıvanı olan bu villaların her bahar yaptıkları temizlik,bakım, onarım sonucu çıkan artıklarını hemen sahile yığıvermelerini bir türlü anlayabilmiş değilim. Körfez  ve villalar arasında bu iki güzelliğin bir parçası olan bu bölüme bu taş,ağaç, ot,tuğla ,fayans v.b tamirat temizlik maddesinin atma irade ve zevksizliğini açıklamakta gerçekten zorlanıyorum.

mutlu2

Bütün bunların yapılışı sırasında yapan kişiye bunun nedenini  sorduğumda  “Merak etmeyin kurusunlar yakacağız” gibi çok da saçma bir cevabı almak insanı daha fazla şaşırtıyor. Gerçekten yaktıklarını görüyoruz ama gerek yakma sırasında ve gerekse yaktıktan sonraki görüntü bu güzelliğe yakışan bir görüntü olmaktan çok uzak kalıyor. İşte beni bu küçük şeyler mutsuz ediyor demekte haksız mıyım?

mutlu3

Altınoluk’un ve sahillerin olmazsa olmazları arasında bölgeye ve insanlara hizmet veren çay bahçeleri ve  şimdiki adıyla cafeler yer alıyor.Gerçekten bir çoğu kaliteli hizmet açısından gereken özeni göstermekle birlikte bazılarının belki de her yıl isim ve işletmeci değişiminden kaynaklanan kurumsallaşamama sonucu bu ortak güzelliği zedeleyici görüntülerine de tanık olmaktayız. İnsan ister istemez bu tesislerin belli bir standardı yok mudur? ,boş şezlongları ile sahilin denizin başladığı kısmına kadar yayılabilirler mi? Estetik ,fiyat,hijyen ve benzeri konularda bunların uymaları gereken bazı kurallar yok mudur? diye düşünmekten kendini alamıyor.

mutlu4

Altınoluk sahilinin –belki bizim kısma özgüdür- bir diğer bir garip görüntüsü de şemsiye sabitleme alışkanlığıdır. Bahar ile birlikte tek tük başlayan yaz sezonunda adeta doruk noktasına ulaşan bu furya başlı başına bir görüntü kirliği oluşturmaktadır. Bu işin iyice abartılarak özel hazırlanmış demir kazıkların balyozlarla çakılmasından tutun dibine beton dökülerek sağlamlaştırma ve adeta yıllarca kalıcı hale getirtme çabalarına da rastlayabilirsiniz. Bir saatlerce,günlerce öylece sahipsiz bekleyen bu bezli kazıkların etrafına sıkı sıkıya sarılan iple birlikte sandalye, şezlong,hasır,sehpa aksesuarlarının da olduğunu belirtirsem manzaranın alaturkalığını biraz daha tahmin edebilirsiniz. Görüntünün garipliği bir yana sabahın erken saatlerinde ya da akşam serinliğinde yürüyüş yapmak ya da denize girmek istediğinizde onlarca insansız şemsiye ormanında adeta adım atmakta bile zorlanabilirsiniz. Çoğu tanıdığımız, komşumuz olan bu kişilere sorduğumuzda “Herkes yapmış ben de yaptım ya da senin elini tutan mı var sen de yap” bir cevabın yalın doğruyu yansıttığını ancak hiçbir  işe yaramadığını kabullenmek durumunda kalıyorsunuz.

mutlu5

Galiba güzeli görmek ya da güzelin parçası olmak durduğunuz veya bulunduğunuz yer ile ilgili bir mesele. Ben sahile indiğimde hep manzaranın bütününe bakmak isterim. Nasıl ki bir yağlı boya tablosunu seyrederken ya da bir film izlerken görüntünün uzağında olmak gerekiyorsa sahilde de hep deniz ile arama durum elverdiği ölçüde mesafe koymak isterim.Bu bakımdan hemen denizin dibine adeta ayaklarını suya sokarcasına hasırını,sandalyesini, şemsiyesini hazırlayıp konuşlanıverenleri de doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Oysa arkada kalan boşluğa çekilmeleri  halinde hem ilahi ressamın elinde çıkmış olan o kusursuz manzara bütün ihtişamı ile herkesin gözünde ve gönlünde yer alacak hem de arkadan denize girmek üzere gelenler ya da sahil şeridinde yürüyenler kendilerine sürtünerek bu çabalarını gerçekleştirmek zorunda kalmayacaktır diye düşünmekteyim

Alışılmış ifade ile acaba ”Eğitim şart” diye mi bitirmek lazım bu yazıyı bilemiyorum. Evet bunlar hepsi belki küçük şeyler. Evet küçük şeyler de insanı mutlu ya da mutsuz etmeye yetiyor. Ayrıca bunların sağlanması için de öyle çok büyük kaynak falan da gerek miyor. Kararlı bir irade, etkin bir denetim ve gerektiğinde ödünsüz bir yaptırım mutsuzlukların sonunu, mutlulukların başlangıcını getirecektir umarım.

Yazımızın girişindeki “Söz verdik yapıyoruz” ifadesine bir gönderme yapıp “Biz de oy verdik bekliyoruz hem de küçük şeyler de olsa” diyerek noktayı koyalım.