ARADA BİR İSTANBUL / SÜLEYMANİYE’YE DOĞRU…

Yaz sezonu sona erip de  Altınoluk’tan İstanbul’a dönünce bloguma İstanbul ile ilgili bir yazı yazmanın bir borç olduğuna karar verdim. Eşimin de önerisi ile onun bir gün önceden gittiği Esnaf hastanesine hem tedavi ile ilgili işlemleri yürütmeye hem de hastanenin yakınındaki Süleymaniye camii ve çevresinin güzelliklerini tanımaya odakladık kendimizi.

 

.

Süleymaniye camii Kanuni Sultan Süleyman zamanında Mimar Sinan tarafından yedi yıl süren bir çalışmadan sonra 1557 yılında tamamlanmış. Caminin İstanbul’un yedi tepesinden birine eklentileri ile birlikte yaklaşık 70 dönümlük bir alan üzerine kurulduğu dikkate alındığında İstanbul’un en büyük camileri arasında yer almasına hiç şaşmamak gerekir. İç alanı 3422 m2, kubbe genişliği 27,25 m, yüksekliği ise 48,8 metredir. Cami yerleşkesinde cami mimarisi ile uyum içinde birinde Hürrem Sultan, Şehzade Mehmet ile hanım sultanın, diğerinde de K.Sultan Süleyman, Rabia Sultan, Sultan II. Ahmet,  Sultan II. Süleyman, Mihrimah ve Asiye sultanların kabirlerinin bulunduğu türbeler bulunmaktadır.

 

.

Camiye gelirken aslına uygun olarak onarılmış eski istanbul evlerinin  görüntülerinin de etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Süleymaniye’nin hemen yakınında  dikkatimizi çeken Kalenderhane camiini de görme fırsatını kaçırmadık. Caminin içine girince mihrabın yeri, ibadet sırasında cemaatin oturma yönünün çapraz olarak dizayn edilmesi, bildik cami mimarisinden farklı bir özellik olarak hemen göze çarpıveriyor. Kısa tarihçesini okuyunca da yapının Bizans döneminde kilise olarak kullanıldığı, İstanbulun fethinden sonra da camiye çevrildiği bilgisine ulaştık. Tabi bu görüntüsü ile ne tam olarak cami ne de tam olarak kiliseye benziyordu. Kafamda “Süleymaniye, Beyazıt, Sultan Ahmet gibi dünya ölçeğinde eser yaratma güç ve yeteneğinde olan  ecdat bu eserlerinin yanında hiç esamesi bile okunmayacak  bu kiliseciği niçin cami yapma davranışında bulunur?” sorusuna bir türlü cevap bulamadım. Böyle bir tutum karşısında ecdadımız kimsenin dinine, inancına karışmamıştır şeklindeki söylemlerinin inandırıcılığına hep şüphe ile bakılacaktır.

 

.

Süleymaniyenin büyüleyici yapısının etrafında gezimizi sürdürürken İ.Ü. Fen Fak. Biyoloji Böl. Botanik Ana bilim dalının Laboratuvarı niteliğindeki botanik bahçesinin mevcudiyetinin farkına vardık ve burasını da günlük gezimize dahil ettik. Açık ve kapalı alanda yüzlerce çeşit bitkinin yetiştirildiği ortam ile Haliç’in eşsiz görüntüsü doğa ile keyif verici bir buluşma duygusunu yaşattı bize. Başta Japon turuncu olarak da bilinen bergomat ağacı, kaymak ağacı, kara ceviz ağacı ile çok sayıda bitkiyi bize tanıtan bahçe görevlisi Şerif Bektaş da kuşkusuz kocaman bir teşekkürü hak ediyor.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *