Denemeler Rotating Header Image

KÜRT SORUNU

Kendimi bildim bileli tartışılan konular arasındadır Kürt sorunu. Var diyenler de var yok diyenler de. “Meseleleri mesele etmezseniz mesele kalmaz” diyen Demirel’in penceresinden bakarsanız ne Kürt sorunu ne yurt sorunu ne işsizlik ne de pahalılık sorunu vardır. Bu soruyu ya da sorunu gerçek sahibine sormak gerekir, o var diyorsa vardır. Yok diyorsa yoktur. Gerçekten olmadığı halde var gibi algılıyorsa aslında bu da en azından psikolojik bir sorundur.

Bu ve benzeri konularda düşüncelerini yazıya döken kadim dostum Emin Toprak’tır. Bu yazı ile onun da bu konudaki yazısını okumanızı öneririm. Kendisinin bilgisini, birikimini, yazılarına aktarması son derece değerlidir. Asıl da kıymetli olan yönü eleştirilere de son derece açık olmasıdır. Bizim Whatsapp grubunda yazısının duyurusunu yaptıktan sonra hem ona katkı hem de farklı bir bakış açısı olması açısından bu satırları kaleme aldım.

Sevgili Emin de bilir ki bizler denetim sırasında tespitleri içeren geniş raporu daha sonra gönderir, ancak kurumdan ayrıldığımızda teftiş defterine çalışmanın özeti biçiminde bir teftiş tebliği yapıştırırdık. Bir iki sayfalık bu tebliğde önce uzun uzun kurumun olumlu yönlerinden bahsedilir, sonuna doğru da “ancak” ile başlayan maddelerde eksiklikler ve yapılması uygun görülen hususlar yazılırdı. Ne yazık ki yazının muhatapları bile üst kısımdaki uzun uzun anlatılan olumlu yönleri hiç okumaz ve doğrudan ancak ile başlayan maddelere odaklanırdı. Sevgili Emin kusura bakmaz ise benim bu yazım da biraz o tebliğe benzemiş olacak.

Bir kere olayların tarihsel gelişiminden başlayarak bugüne kadar olan süreci gayet güzel özetlemiş Emin. Yazının bütününde katılmayacağım her herhangi bir husus da yok. “Şeytan ayrıntılarda gizlidir” diye bir söz vardır biliyorsunuz. Ben de farklı pencereden biraz da ayrıntıları hesaba katan yaklaşımla konuyu irdeledim. O bakımdan ister istemez yukarıda sözünü ettiğim tebliğden esinlenerek görüşlerimi maddeler halinde sıralamak isterim.

1- Bireysel ve örgütlü olarak düşünceler, talepler konusunda sonuna kadar özgürlük alanı yaratılması gerektiği görüşündeyim. Yeter ki şiddetin her türlüsünden uzak durulsun. “Haklı durumdayken haksız duruma düşmek” diye bir deyim vardır. Düşünceleriniz, istekleriniz haklı olmasına rağmen yanlış bir yol ve yöntem izliyorsanız bu en çok da savunduğunuz düşüncelere zarar verir. Bu sorun bütün ülkenin hatta bütün partilerin sorunu olması gerekirken sadece bir partiye yıkılmış gibi görünüyor. Bu partinin eşitlikçi, barışçıl, demokratik söylemlerinin tam da büyüsüne kapılıp “Galiba bunlar hem Kürt sorununu hem ülke sorunlarını çözecek, bu seçimde bunlara mı oy versek acaba” diye düşünürken “Biz muhatap değiliz, hendeklere selam” türünden söylemler benim -ve birçok kişinin- zihnini bulandırıyor ve ister istemez niyet okuma seanslarına geçiyoruz. Bu durum da anahtar durumda olan bir parti hakkında kuşkular yaratabiliyor.

2- Geçenlerde bir yerlerde okudum. Dünyada öldürülen her 10 Müslümandan sadece bir tanesi başka dinlere mensup insanlar tarafından, 9 tanesi Müslümanların kendi kendini öldürmesinden kaynaklanıyormuş. İstatistik olarak bu kadar olmasa bile bireysel ya da örgütsel olarak Kürtlerin kendilerine verdiği zarar da küçümsenemez. Bu elbette diğer taraflardan gelen baskı ve zulmü mazur göstermez. Ama bu konuda niye ise meselenin asıl sahiplerinin son derece tutuk ve suskun olmalarını anlayabilmiş değilim.

3- Tarihte bize öğretilenler elbette en doğrusu olmayabilir. Emin’in yazısında sayısının 29 olarak belirttiği Kürt isyanlarını sadece bir kimlik arayışı ya da özgürlük talebi olarak değerlendirmenin eksik bir değerlendirme olacağını düşünüyorum. Bu isyanlardaki emperyalist güçlerin parmağını buna ilaveten Kürt feodal yapısını da hesaba katmak gerekir bence.

4- Meselenin tarihsel kökeni doğrusunu söylemek gerekirse beni fazla ilgilendirmiyor. 23 maddeden oluşan 1921 Anayasası daha devletin bile kurulmadığı bir zamanda geçici bir teşkilat yasası karakteri taşıyor. Bence herhangi bir kayıtta yer alsın ya da almasın günümüzde insanın doğuştan itibaren kendisinin sahip olması gereken hakları vardır. Sadece insan olması bile bunları talep etmesi ve sahip olması için yeterlidir.

5- Yukarıda da belirttim. Ben her konunun ve sorunun şiddetin gölgesi olmadan özgürce konuşulması ve tartışılması gerektiğine inanıyorum. Bir de taleplerin ne kadar uygulanabilir ve olumlu sonuç alınabilir olması da önemli bir husus. Şurası muhakkak ki hiçbir istek ve arzu kavuşmadan önceki kadar büyüleyici olmuyor. Hatırlarsınız bir ara Kürtçe dil kursları açılması ile ilgili epey tartışmalar olmuştu. Sonra bir iki tane açıldı ve büyüsü kayboldu, ki şu anda ne durumdadır hiç bilgim yok. Anadilde eğitim taleplerinin de-tıpkı andımızın okutulup okutulmaması konusunda da belirttiğim gibi- daha çok pedagojik açıdan değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Tek dil ile bir asır zamandan beri geldiğimiz nokta ortada iken farklı bir dil eklemenin akıbetinin kurslardan farklı olmayacağını düşünüyorum.
Bu konu ile ilgili zaman zaman hayal gücümü zorlayarak senaryolar üretiyorum. Diyelim ki böyle bir talep gerçekleşti. Sihirli bir dokunuş ile binaları, kitapları, materyalleri, öğretmenleri hazırladık. Kürtler ülkenin her yerinde var biliyorsunuz. Beykoz’daki bir okulun herhangi bir sınıftaki 3-4 öğrencinin durumu nasıl olacak sorusunu da geçtik. Çocuğumuz ana dili ile anasınıfını, ilkokulu, ortaokulu, liseyi hatta üniversiteyi de bitirdi. Güzelce de bir iş buldu kendi coğrafyasında. Fakat günün birinde ben biraz sahil kentlerinde yaşamak istiyorum diyerek tayin istedi. Kendisinden farklı dili konuşan insanların coğrafyasında kendisini nasıl bir gelecek bekliyor bilemiyorum. Benim hayal gücüm burada stop ediyor.
Daha sonra da komplo teorileri üretmeye başlıyorum. Çözümsüzlükten de beslenen çevreler var. Çözüm olduğunda bunların bütün karizmaları çizilecek. Yıllarca bunun ekmeğini yemiş olanlar ortada kalıverecek. Öyle bir iklim olsun ki biz talep edelim onlar da vermesin, analar habire gözyaşı döksün biz de saltanatımızı sürelim şeklinde kuşkucu bir noktaya kadar sürükleniyorum.

6- Aslına bakarsanız sorun sadece bizim sınırlarımız içinde cereyan etmiyor. Bilindiği gibi Irak ve Suriye’de de bazı gelişmeler var. Bunların sonu nereye varır bilemem. Bir başarı hikayesi midir? Zaman gösterecek. Türkiye’nin dış politikasındaki savrulmaları burada da yaşanıyor. Hem Türkiye’de hem Türkiye dışında yaşayan insanlar için en akılcı ve mutlu yol bulunur temennisi dışında bir şey söylemek mümkün değil. Ancak oralardaki gelişmeleri bence Kürtlerin de dikkatle izlemesi ve kendilerine “Düğün değil bayram değil, Amerika bizi niye bu kadar çok öpüyor? Tırlar dolusu oyuncakları, çikolataları, gofretleri(!) bize niye veriyor?” diye sorması gerekir. Hafızalarımızı yoklarsak hiçbir emperyalist güç sevabına bir coğrafyaya adım atmaz ve her zaman da geldiği gibi de gitmez. Giderken de arkasında hüsran ve gözyaşı bırakır. Umarım işin bu yönü de değerlendiriliyordur.

7- Aslında hepimizin gözlemlediği bir şeyi hatırlamakta yarar var. İnsanlar her ne sebepten olursa olsun baskı gördükleri coğrafyadan mecbur kalmazsa ayrılmaz. Fakat ayrıldıklarında gerek inanç yönünden baskıya uğradıklarını iddia edenler, gerekse etnik farklılıkları yüzünden baskıya uğrayanlar kendi inancından ya da kendi etnik grubundan insanların yaşadığı coğrafyaya gitmiyor tam tersi İsveç, Norveç İsviçre gibi kendisinden farklı bir topluma doğru koşuyor. Hatta orda yerleşiyor, oranın vatandaşı oluyor ve mutlu mesut yaşamını orada sürdürüyor. Bence Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Ülkemizin her yönden standartlarını o ülkelerin seviyesine çıkarırsak o zaman meseleler mesele olmaktan çıkar diye düşünüyorum.

Tebliğimiz biraz uzadı galiba. Özetle söyleyecek olursak şiddetten uzak bir iklimde “diyalog diyalog diyalog” diyorum. Buna ilave olarak açıklık ve samimiyeti de ekleyebilirim. Herkes düşüncesini beklentisini barış, demokrasi, özgürlük gibi yuvarlak ve klişe kavramlardan sıyrılarak somut, anlaşılabilir cümleler halinde açıklamalıdır. İşte o zaman Kürt kardeşini mutlu edecek şeyin Kürt olmayan komşusunu da mutlu eder hale gelmesi sağlanmış olacaktır.

One Comment

  1. Emin Toprak says:

    Sevgili dostum;
    Benim “Kürt Sorunu” yazıma cevaben yazdığınız “Kürt Sorunu” yazınızı okudum, çok teşekkürler.
    Değerlendirmesini isterseniz söz konusu yazımın devamı olacak olan “Türk Sorunu” yazımdan sonra bırakalım.
    Sevgi ve saygıyla…

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Lütfen soruyu cevaplayın * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.