Denemeler Rotating Header Image

kitap değerlendirme

BİRAZ DA KİTAP / TEKİRDAĞ HALKEVLERİ VE HALKODALARI

80 li yılların başında Tekirdağ ilinde İlköğretim Müfettişliği görevini yaptığım yıllarda tanımıştım Yavuz Yalçın’ı. O seneki teftiş bölgem olan Malkara İlçesinde İlköğretim Müdürü olarak görev yapıyordu. Daha sonraki yıllarda Yavuz Bey İlköğretim Müfettişliğine geçince İstanbul’da yolumuz tekrar kesişti ve dostluğumuz daha da ilerledi kendisi ile. Dürüst ve samimi kişiliği, ilkeli duruşu, çalışkan karakter yapısı ile çok özel bir yeri olmuştur benim dünyamda. Emekli olunca boş durmadığını, toplumsal duyarlılığı istikametinde çalışmalar yaptığı haberlerini alıyordum hep. Yazımda bahsedeceğim “Tekirdağ Halkevleri ve Halkodaları” kitabı Yavuz Yalçın’ın uzun zaman harcayarak ve sabırla çalışarak ortaya çıkardığı bir eser.

Cumhuriyetin toplumsal ve kültürel aydınlanma hareketinin en önemli kurumlarından biri köy enstitüleri ise diğerini de Halkevleri ve halkodaları olarak tanımlayabiliriz. Birisi örgün eğitim içinde diğeri yetişkin ve yaygın eğitim alanında belli dönemlerde işlevlerini sürdürmüşlerdir. Köy Enstitüleri ile ilgili olarak yapılan birçok çalışma ve etkinlikler sayesinde toplumda bu konuda bir farkındalık yaratılmış olmasına rağmen Halkevleri ile ilgili çok az şey bilinmektedir. Yavuz Yalçın bu kurumların kendi coğrafyasındaki kuruluş ve çalışmalarını bu kitapta mercek altına almış binlerce belge ve fotoğraf incelemiş (Bu belgelerden 99u ve fotoğraflardan 47 tanesini kitabına almıştır) tarihin bir döneminde bu kurumlar ile ilgili yapılanları ve yaşananları gün yüzüne çıkarmıştır.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR

İlber Ortaylı’nın bir kitabı ile buluşuyoruz bu kez sevgili okurlarımla. İlber Hoca’nın okuyucusu olmak kadar dinleyicisi olmak da keyif veriyor bana. “BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR” kitabı da söyleşi formatında yazılmış bir kitap. Gazeteci Yenal Bilgici’nin insan yaşamı ile ilgili sorduğu sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş. Zaman zaman televizyonlardaki programlarda da izlemekteyiz Ortaylı’yı. İzleyicisi olmaktan herkesin kazançlı çıkacağı yazar bu kitabında daha çok gençlere hayatta doğru seçimler yapmaları için önerilerde bulunuyor. İnsanların, özellikle gençlerin, nasihat dinlemek pek hoşuna gitmez ama söz konusu İlber Hoca olunca derin birikimi, samimi ve sahici üslubu ile sohbet ne kadar uzun sürse de insan yine sıkılmıyor. Çok aşağılayıcı bir söz olarak kullanılan “Cahil” sözcüğü herhalde onun dilinde olduğu kadar başka kimsede sevimli görünmez.

Birçokları tarafından bilinmesine rağmen kariyeri ve eserleri ile ilgili kısa bir hatırlatma yapmakta yarar var. 1947 doğumlu olan İlber Ortaylı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ile aynı üniversitenin Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Tarih bölümünü bitirmiş. Viyana ve Chicago Üniversitelerinde de eğitimini sürdürmüş. Viyana Cambridge, Kudüs, Oxford, Berlin ve Moskova Üniversitelerinde dersler, seminerler ve konferanslar vermiş. Ankara Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler Fakültesinde Bilim Dalı Başkanlığı da yapan Ortaylı 2005-2012 tarihleri arasında Topkapı Sarayı Müze Başkanlığı görevini de yürütür. Halen Galatasaray Üniversitesi’nde ders vermeye devam eden Ortaylı Almanca, İngilizce, Fransızca, Rusça ve Fars Dillerini bilmektedir. Bazılarını benim de okumuş olduğum eserleri de şöyle sıralanabilir: Osmanlı Devleti’nde Kadı, İlber Ortaylı Seyahatnamesi, Cumhuriyetin İlk Yüzyılı, Türklerin Altın Çağı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Osmanlı Toplumunda Aile, Türkiye’nin Yakın Tarihi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Defterimden Portreler, Ottoman Studies, İstanbul’dan Sayfalar.

Ortaylı, insan hayatında 12-25 yaş döneminin çok önemli olduğunu, bir çok kazanımların bu döneme ait olduğunu, o yaş aralığında alınan eğitimin, okunan kitapların, gezilen yerlerin, seyredilen filmlerin daha kalıcı olduğunu, 40-55 yaşlarının olgunluk ve üretkenliğe uygun olduğu görüşünü ileri sürmektedir. Ülke dışında eğitim almak isteyenler için de Avrupa, Amerika seçeneklerini değil, doğuyu batıyı bir arada öğreten İsrail’i işaret etmektedir.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / BENİ ÖDÜLLE CEZALANDIRMA

Bizim kuşak için “Dayak cennetten çıkmadır”, “Öğretmenin vurduğu yerde gül biter”, “Eti senin kemiği benim”, “Kızını dövmeyen dizini döver” şeklindeki ifadeler hiç şaşırtıcı değildi. Ziya Paşa’nın meşhur “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” biçimindeki dizeleri şiddete dair uygulamalar için adeta bir dayanak olarak gösteriliyordu. Kısacası evde, okulda, kışlada ve toplumun birçok kesiminde bu uygulamalar yaygın değilse bile pek ciddi bir tepki de görmüyordu. Daha sonraki yıllarda Pavlov ve Thorndike’nin etkisi ile davranışçı ekolün etkisi yayılmaya başladı. Ödül vererek kedi, köpek, fare gibi hayvanlara bir şeyler öğretiliyorsa insanlara da ödülle birçok şeyi öğretmenin pekâlâ mümkün olabileceği noktasına gelindi.

Şiddet veya başka türlü cezalar ile karşılaştırıldığında çok da masum gibi görünen bu uygulama evde “Yemeğini yersen sinemaya gidebilirsin”, “Ödevini yaparsan bilgisayar kullanmana izin verilecek”, “Sınıfını geçersen bisiklet alınacak” gibi örneklerle uygulanmaya başladı. Daha sonra okullarda kurdela takmak, yıldız almak, elmaları kırmızılaştırmak, takdir ve teşekkür belgeleri düzenlemek gibi uygulamalarla adeta kurumsallaştı. Toplumun diğer alanları da prim, promosyon sistemleri ile bu akımın bir parçası oldu.

Yazının Devamı İçin Tıklayın

BİRAZ DA KİTAP / BUNU HERKES BİLİR

Bu defa siz değerli okur yazarlara aynı zamanda bir akademisyen olan Emrah Safa Gürkan’ın “Bunu Herkes Bilir” kitabından bahsedeceğim. Kitap kapağının üstündeki “Tarihteki yanlış sorulara doğru cevaplar” eklemesi de daha baştan kitap içeriği hakkında merak uyandırıyor. Yazar kitabında tarihe dair günümüz toplumunun birçok kalıplarını ve ezberlerini bozacak açıklamalarda bulunuyor. Tarihsel olaylara başka pencereden bakabilmenin ön koşulunun da itaat toplumu olmaktan çıkıp sorgulayan bireyler yetiştirmekten geçtiğine dikkat çekiyor.

“Osmanlı neden geri kaldı?” sorusuna hemen herkesin kendini cevap verme yetkinliğinde hissettiğini sanıyorum. İlkokuldan bu yana aldığımız tarih bilgisi ve onun üzerine eklediğimiz diğer bilgiler ışığında en çok aklımızda kalan saraydaki kadın saltanatı, zayıf ve yetersiz sultanlar ile azgın yeniçeriler geri kalmışlığın sebebi olarak karşımıza çıkıyor. İşte yazar burada devreye girerek tarihi diğer faktörlerden ayırarak kişiler bağlamında ele almanın yanlışlığına dikkat çekerek bu sebeplerin geçersizliğinin ayrıntılı bir analizini yapıyor. Dahası sorunun başta yanlış bir soru olduğunu, doğru sorunun ise “Osmanlı niye geri kaldı?” biçiminde değil, “Avrupa/Batı nasıl ileri gitti?” biçiminde sorulması gerektiğini ileri sürüyor ve kitabın omurgasını bu ve benzeri sorular oluşturuyor. Avrupa’nın ileri gitmesindeki kültürel, ekonomik, kurumsal etkenleri açıklarken Protestan ahlakın gelişmesi, sanayi devrimine geçiş, kapitalizmin doğuşu ve bu sistemin getirdiği üretim ve tüketim ilişkilerinin detaylı açıklamasına yer veriyor.

Yazının Devamı İçin Tıklayın