Denemeler Rotating Header Image

September 17th, 2013:

ANTALYA GÜNLERİ / TOROSLARDA İKİ GÜN

Antalya dışında yaşayanların en büyük özlemi  her bir köşesi cennet olan  Antalya’nın  Alanya, Side, Kaş, Kemer gibi beldelerinde tatil yapmak yada yerleşmektir sanırım. Ancak burada yaşayanların da Torosların eteklerinde sahip oldukları ya da kiraladıkları bahçelerinde özellikle yaz aylarını geçirmek gibi bir tutkuları olduğunu öğrendim. Misafiri olduğumuz Ayşe ve Mustafa Sözeri arkadaşlarımız da Antalya’ya 38 kilometre uzaklıkta Toros dağlarının 900 metre yükseğindeki  Yarbaş Çandır köyünde bahçe içindeki evlerinde bizi iki gece ağırladılar. Şehir merkezi ile burası arasındaki 10 derecelik ısı farkını yaşayınca bu tür arayışların isabetli olduğunu düşündüm.

 

Köyde kaldığımız zaman içinde  bahçelerindeki üzümleri, elmaları dalından koparıp yeme zevkini bize yaşattılar. Yetiştirdikleri fasulye, domates, biber, patlıcan, dere otu, maydanoz, nane, sofralarımızın vazgeçilmezi oldu. Yediğimiz sütlü mısırların hala tadı damağımızdadır. Sabahın erken saatinde kalkıp bu bitkilerin otlarını yolmak, aralarını çapalamak, kurulmuş sulama sistemini çalıştırmak mutlu bir yorgunluk duygusu yaşamamızı sağladı. Köyden Antalya’ya döndükten sonra bize aynı apartmandaki bir dostlarının boş olan evini bize tahsis ettiler. Buradan 10-15 dakika yürüme mesafesindeki Konya altı plajında denize girme keyfini ve fırsatını bize yaşattılar.

 

Köyden dönüşümüzün akşamı Çamlık pidecisinde bir dost meclisinin kurulması bizi çok mutlu etti. Orada bulunduğumuz hafta içinde yeğenimin düğünü, kayınbiraderimin tahliyesi, – 9 Eylül- evliliğimizin 35. yılı, gibi birden fazla mutluluğu birlikte yaşadık. Yemeğe iştirak eden arkadaşlarımızın getirdiği pastalar da geceye ayrı bir renk kattı.  Daha sonraki günlerde Antalya’nın Falezlerinin kıyısındaki mutena köşelerde bize eşsiz bir görüntü ziyafeti çektiler.

 

ANTALYA GÜNLERİ / DÜĞÜN GECESİ

2013 yılının 5 Eylül akşamında Altınoluk’tan eşimle birlikte bindiğimiz otobüs 12 saatlik bir yolculuktan sonra ertesi günün sabahında bizi Antalya’ya ulaştırdı. Yolculuğumuzun başlama saatlerinde yaklaşık 17 aydır tutuklu bulunan kayınbiraderimizin tahliye haberini de alınca yolculuk bizim için çok daha keyifli bir hale gelmişti. Bir hafta öncesinden Tekirdağ’da yaptığımız düğünün ikinci ayağını yapmak üzere tasarlanmıştı bu yolculuğumuz. Kız kardeşimin kızı yeğenim Tuğçe’nin Antalya’ya gelin gitmesi birer hafta ara ile farklı coğrafyalarda iki düğün yapma zarureti doğurmuştu. Halen Antalya’da yaşamını sürdürmekte olan sınıf arkadaşımız Ayşe ve onun eşi Mustafa Sözeri’nin ısrarları düğün gecesi kalacak yer arama telaşından da bizi kurtarmış oldu. Otelcilik okulunun bahçesinde yapılan düğünde bir hafta önce ki düğünden farklı olarak oğlan tarafının yakınları ve akrabaları çoğunluktaydı. Gençler bol bol oynadı eğlendi. Zamanı gelince de evli çiftlerle ve diğer konuklarla vedalaşıp mekandan ayrıldık. Bizi bu mekana getiren ve götüren Ayşe’nin eşi Mustafa Sözeri’ye teşekkürlerimizi tekrarlamak isteriz.

 

.

“Bizim zamanımızda” ya da “Eskiden böyle değildi” sözcükleri ile başlayan cümleleri  pek sevimli bulmadığımı söylesem de benzer girişi yaparak meramımı anlatmak ihtiyacını hissediyorum. Gerçekten eskiden -ki bir çoğumuz da hatırlayacaktır- düğünlerde ortama göre müzikleri icra eden davul- zurna, ince çalgı, orkestra gibi gruplar vardı. Bu gruplarda da   davul, zurna, klarnet, keman, cümbüş, darbuka, gitar, bateri gibi müzik aletleri gerçek kişiler tarafından kullanılırdı. Fakat son yıllarda gittiğim bir çok düğünde bu tür bir müzik icrasına pek rastlamadım. Önünde kullanılıp kullanılmadığı da belli olmayan bir org ve de yan tarafında bir lap-topla müzik olayı tamamlanmış oluyor. Ne diyelim “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu”  dendiği gibi “ Bilgisayar icat oldu mertlik bozuldu deme noktasına da geldik sanırım.

Antalya’ya gelirken kafamızdaki plan düğün akşamı arkadaşlarımızda kaldıktan sonra uygun bir konaklama yerinde birkaç gün dinlenmek biçiminde idi. Fakat bizi ağırlayan ev sahiplerimizin ve de özellikle Ayşe arkadaşımızın her aşamadaki ısrarı ve ikna gücü bizim kafamızdaki planı uygulamaktan bizi alıkoydu. Önce istemedik  ama sonunda bizim içinde onlar için de doğru olanın yapılmış olduğuna kanaat getirdik