Denemeler Rotating Header Image

January 23rd, 2011:

ARADA BİR İSTANBUL / YILDIZ PARKI-ŞALE KÖŞKÜ

Yazılarımın ağırlıklı olarak geçmişe dönük hayat hikayesi niteliği taşıdığını fark edince arada bir de olsa bu güne dönme ihtiyacı hissettim birden. Öğrencilik dahil hayatımın nerdeyse yarısı,mesleki yaşamımın da çok büyük bir bölümü İstanbul’da geçmişti. Nerdeyse 30 yıldan beri  İstanbul’da bulunmama  rağmen İstanbul’a ait 30 yeri tam olarak tarif etme yoksunluğu içinde olduğumu görünce, biraz da eşim Nuray’ın teklif ve zorlaması ile bu durumdan bir vazife çıkarma gereği duyduk. Bunun üzerine bundan sonraki hayatımızda periyodik olarak İstanbul’u yeniden tanıma ve yaşama projesini uygulamaya koyduk. Yani belli aralıklarla İstanbul’un gitmediğimiz veya gidip de son durumunu merak ettiğimiz yerlerine yolculuktu bu projenin ana ekseni.

2011 yılı Ocak ayının 22. günü olan Cumartesi gününü Yıldız Parkına ayırdık. Kabataş’a kadar tramvay, ondan sonrası için yapılan kısa bir belediye arabası yolculuğu bizi istediğimiz yere getirmişti. Giriş kapısından içeriye adımınızı attığımız dakikadan itibaren alıştığınız İstanbul’dan farklı bir dünya karşıladı sanki bizi. Kış ortasında olmamıza rağmen sanki bir bahar havası vardı. Ağaçlar arasında yokuşu tırmanmaya başladığımızda duymaya alışık olmadığımız kuş seslerinin, havuzdaki ördeklerin kendine özgü serenatlarının, insanoğlu tarafından henüz tahrip edilmemiş olan bu doğa parçasına ayrı bir renk kattığını görüyorduk. En son Altınolukta ormanda ve zeytinliklerde gördüğümüz sincaplardan da 4-5 tanesini görünce başka bir heyecan yaşadık.

Yokuşun sonuna doğru karşınıza şale köşkü çıkıyor. Boğaza tam hakim olarak yapılmış olan köşkün 1800 lü yılların sonunda II.Abdülhamit tarafından yaptırıldığı, 60 odası olduğu, porselen sobalarının İsveç’ten getirildiğine ilişkin bilgileri köşkü gezdiren rehberden öğreniyoruz. Ayrıca köşkün en büyük salonundaki 400 metrekarelik Hereke halısının tek parça  ve özel olarak dokunulmuş olup dünyada eşinin olmadığı bilgisi de bize veriliyor. Gerçekten köşkün her bir bölümü oyma ve süsleme sanatlarının insana hayranlık veren örnekleri ile bezenmiş. Şale köşkünün cumhuriyetten sonra da birçok konferansa ve yabancı devlet adamlarına ev sahipliği yaptığı bize verilen bilgiler arasında. Ayrıca Atatürk’e  de zaman zaman dinlenmek için ayrılan bir odayı da görme fırsatı buluyoruz.

Şale’den biraz ilerde olan Çadır köşkünde aynı tarihlerde yapıldığını ve şu an restoran olarak işletildiğini görünce buraya kadar gelmişken yemek yemeden olmaz diyerek boğazı gören bir masada oturup  öğle yemeğimizi yedik. Yemeğe müteakip köşkün hemen yanındaki havuzdaki fıskiye ile  kaz ve ördek seslerin karışımından oluşan  konsere tanık olduk bir süreliğine. Daha sonra  çıkış kapısına doğru inişe geçtiğimizde yine birkaç sevimli sincabın telaşlı tırmanışı ile uğurlanmış olduk.

Bazılarına belki tuhaf gelecek ama, Yıldız Parkından Kabataş tramvay durağına yürüyerek geldik.Yaklaşık bir saat tutan bu yolculuk sırasında yolda gördüğümüz Çırağan sarayı, Ihlamur kasrı, Dolmabahçe sarayı gibi yerlerin bundan sonraki planlarımızda nasıl yer alacağı hususlarını değerlendirdik.